Vergi Usul Kanununun Elektronik Tebligatla İlgili 107/A Maddesinin Yeni Düzenlemesi Hakkında

213 sayılı Vergi Usul Kanununa 23.7.2010 gün ve 6009 sayılı Kanunun 7’nci maddesiyle eklenen 107/A maddesinde;bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere[1], 93’üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği[2] öngörülmüştür[3].

Maddeye, 7.4.2015 gün ve 6637 sayılı Kanunun 5’inci maddesiyle eklenen ikinci fıkrada da; elektronik ortamda tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı söylenmiştir[4].

Maddenin, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurma veya kurulmuş olanları kullanma, tebliğe elverişlielektronik adres kullanma zorunluluğu getirme ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esaslarıbelirleme konularında Maliye Bakanlığına yetki veren üçüncü fıkrasının “… tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye…” ibaresi, Anayasa Mahkemesinin, 15.1.2026 gün ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı kararı (RG: 3.4.2026-33213) ile Anayasanın 13 ve 36’ncı maddelerine aykırı bulunarak, yayımı tarihinden itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere[5], iptal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı yürürlüğe girmeden 1 Temmuz 2026 gün ve 33297 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 24.6.2026 gün ve 7587 sayılı Kanunun aynı gün yürürlüğe giren 9’uncu maddesiyle 107/A maddesi yeniden düzenlenmiştir.

Bu yeni düzenlemeye göre, 213 sayılı Kanunun hükümleri uyarınca kendisine tebligat yapılacak kişilerden aşağıda yazılı olanlar, Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurulan elektronik tebligat sistemine kullanmak zorundadırlar. Madde, bunlara, anılan Kanunun 93’üncü maddesinde sayılan usullere bağlı olmaksızın elektronik tebligat sistemi vasıtasıyla elektronik ortamda tebligat yapma konusunda vergi idaresini yetkili kılmaktadır. Başka anlatımla; tebligatı çıkaran idare, bu sistemi kullanarak tebligat yapıp yapmama konusunda takdir yetkisine sahip bulunmaktadır. İdareye, “Niye elektronik tebligat sistemini kullanmadın?” denilemeyeceği gibi, “Niye, elektronik ortamda tebligat yaptın?” da denilemez.

Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı (bu sistem ile muhatabına iletildiği) tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır[6] ve dava açma süresi, bu tarihi izleyen günden başlatılır[7].

Maddeye göre, Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurulan elektronik tebligat sistemini kullanmak zorundaki kimseler:

1. Kurumlar vergisi mükellefleri,

2. Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,

3. Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,

4. 6.6.2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller,

 Olmaktadır. Gerçek kişilerden malul ve engelli olup da, engellilik oranı %90 veya daha fazla olanların sisteme dahil olma zorunluluğu bulunmamaktadır. İsterlerse, sisteme dahil olmayabilirler.

Bu mükelleflerden olmayanlar da, istemeleri halinde elektronik tebligat sistemine dahil olma imkanına sahip bulunmaktadırlar.

Yeniden düzenlenen maddede, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 7/a maddesi uyarınca yürürlüğe konulan Elektronik Tebligat Yönetmeliğinin 10’uncu maddesinde, elektronik tebligat adresine elektronik tebligat mesajı ulaştığı konusunda bilgilendirilmek isteyen muhataba, PTT’ye bildireceği elektronik posta adresine veya kısa mesaj alma özelliği olan bir telefon numarasına elektronik tebligat adresine ulaştığı anda bilgilendirme mesajı iletilebileceği yolunda yer alan düzenlemeye benzer bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu yoldaki düzenleme, değişiklikten önceki yasa maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen düzenlemesi uyarınca yürürlüğe konulan 456 sıra nolu Genel Tebliğin 6’ncı maddesine 511 sıra nolu Genel Tebliğ ile eklenen, “Kendisine elektronik ortamda tebligat yapılacak muhatap tarafından elektronik tebligat sistemine başvuru sırasında veya daha sonra bildirilen mobil telefon numarasına ve/veya e-posta adresine, kendisine gönderilen tebligata ilişkin bilgilendirme mesajı gönderilebilir. Bilgilendirme mesajının herhangi bir nedenle muhataba ulaşmamış olması tebligat süresini ve geçerliliğini etkilemez” şeklindeki paragrafla getirilmiş; ayrıca, Gelir İdaresi Başkanlığının e.tebligat duyurusunda[8] da, yapılan tebligatlardan muhatabın bilgilendirme mesajı ile bilgilendirileceği söylenmişti.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu da, bölge idare mahkemelerinin vergi dava dairelerinin bu konuda vermiş oldukları kesinleşmiş farklı kararlardaki aykırılığı gidermek amacıyla vermiş olduğu, 22.9.2021 gün ve E:2021/2, K:2021/4 sayılı kararında[9]; yukarıda sözü edilen Genel Tebliğ hükümlerine gönderme yaparak, muhatabın elektronik posta adresine yapılan tebligata ilişkin olarak ayrıca ileti gönderilmesini zorunlu kılan açık bir düzenlemenin olmadığı; 511 sayılı Genel Tebliğin 6’ncı maddesinde, bilgilendirme iletisinin herhangi bir biçimde muhataba ulaşmaması halinde sürenin etkilenmeyeceğinin düzenlenmiş olması karşısında da, bu konuda haklı beklentinin oluştuğunun söylenemeyeceği gerekçeleriyle, kararlar arasındaki aykırılığı, muhatabın telefonuna veya elektronik posta adresine bilgilendirme iletisinin gönderilmemiş olmasının, tebligatın süre ve geçerliliğini etkilemeyeceği yolunda gidermiş; idari yargı yerlerinin sonraki uygulamaları da, bu yolda olmuştu[10].

O tarihte biz, elektronik ortamda yapılan tebligatın muhatabın hukuki güvenliği bakımından olabilecek sakıncalarını gidermeyi amaçladığını düşündüğümüz bilgilendirme mesajının herhangi bir nedenle yapılmamış olmasının tebligatın geçerliliğine bir etkisinin olmaması, anılan amaçla ters düştüğünü; elektronik posta adresine ileti göndermek yanında, bu iletinin gönderildiğinin muhatabına bilgilendirme mesajı ile duyurulmasına gerek duyulmasının nedeninin, muhatabın, elektronik postayı herhangi bir nedenle göremeyebileceği kaygısı olduğunu; hukuk devletlerinde, bireylerin hukuki güvenlikleri bakımından, bu kaygının duyuluyor olmasının olağan sayılamayacağını ve bu tür kaygıları giderecek önlemlerin alınmasının gerekliliğini; böyle bir önlemin alınmasına gerek duyulduğuna göre, olması gerekenin de, bu bilgilendirme mesajının gönderilmediği veya gönderilemediği durumlarda, tebligatın yapılmış kabul edildiği tarihin belirlenmesinde, iletinin muhatabın elektronik posta adresine düştüğü tarihin değil, muhatabın iletiyi gördüğünü söylediği tarihin esas alınması ve beş günlük sürenin bu tarihe göre başlatılması[11] olduğunu söylemiştik.

Her ne kadar, yeniden düzenlenen madde, son fıkrasında, Hazine ve Maliye Bakanlığının, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğunu söylemekte ve bu yetki kullanılarak Bakanlıkça önceki idari düzenlemelere benzer bir idari düzenleme yapılması olasılığı bulunmakta ise de; elektronik ortamda yapılan tebligat konusunda muhatabın, sms veya e.mail yoluyla, bilgilendirilebileceği yolunda yapılacak düzenlemenin, idarenin, tebligatın muhatabın bilgisine ulaşıp ulaşmadığı/tebligatı görüp görmediği konusunda duyduğu kaygının sonucu olan, tercihi olacağı; idarenin tercihini bu yolda kullanmasından sonra bilgilendirme yapılmamasının tebligatın süre ve geçerliliğini etkileyip etkilemeyeceğinin söylenmesinin ise, onun yetki alanında olmayacağı; zira, böyle bir tercihin kullanılmasının, elektronik ortamda tebligatın tebliğden bekleneni ve kişilerin hukuki güvenliklerini sağlamaya elverişli olmadığı anlamına geleceği; kişilerin hukuki güvenliklerinin tehlikede olduğu (yasallık alanına giren) konularda ise; idari düzenlemelerin, idarenin görüşü olmaktan öte bir hukuki değer taşımayacakları; dolayısıyla, Bakanlığa verilen anılan yetkiyle yapılacak idari düzenlemenin, bir hakkın kullanılması için yasalarda öngörülen sürelerin hesabında hukuki dayanak olarak kabul edilemeyeceği; iptaline bir idari davada hükmedilmemiş olunsa bile, insan hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla birinci derecede görevli idari yargı yerlerinin, önlerindeki davalarda, İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinin 4’üncü fıkrası hükmü uyarınca, bu düzenlemeyi, ihmal edebilecekleri görüşündeyiz.

Yeni düzenleme, ilkinden farklı olarak, sistemden çıkma hakkını ve buna ilişkin usul hükümlerini de düzenlemektedir. Buna göre;

1. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak;

2. Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak;

3. Birinci fıkra kapsamında zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla;

4. İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla;

5. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak;

Elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.

Görüldüğü üzere; gerçek kişilerin 65 yaşın dolumundan önce, mükellefiyetleri sona ermiş bulunsa bile, sistemden çıkarılmaları ancak;

  1. Ölümleri halinde,
  2. Gaipliklerine karar verilmesi halinde,
  3. Mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılının sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla,

Mümkün bulunmaktadır. Son durumda, elektronik tebligat sistemine dahil olmayı gerektiren diğer hallerin neler olduğu açık değildir.

65 yaşını doldurmaları halinde ise, sistemden çıkarılabilmeleri için talepleri aranmaktadır. Ancak; sistemden çıkma isteğinde bulunabilmeleri için mükellefiyetlerini sona erdirme koşulu bulunmamaktadır. Talep halinde, mükellef olup olmadıklarına bakılmaksızın ve beş yıl geçmesi koşulu aranmaksızın, sistemden çıkarılırlar. Bunlar, talepleri olmadıkça, sistemde kalmaya devam ederler. Aynı durum; mükellefiyetlerinin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılının sonunu geçirmiş olanlar için de söz konusudur.

Yeni düzenleme; Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce yürürlüğe konulan idari düzenlemelerin bu konudaki hükümlerine yöneltilen eleştirileri kısmen dikkate almış; bu eleştirilerde dile getirilen sakıncaları kısmen gidermiş görünmektedir. Bununla birlikte; o eleştirilerin bir bölümünün mükellefiyeti sona eren gerçek kişilerin beş yıl süre ile daha sistemde kalmaya zorlanmaları ile ilgili düzenleme yönünden geçerliğini sürdürdüğü kanısındayız.

Zira; tebliğden amaç, vergilendirme ile ilgili vergi idaresinin işlemlerinin muhatabı olan mükellefin bilgisine ulaştırılması ve bu suretle vergi ile ilgili ödevlerini zamanında ve usulüne uygun olarak yerine getirebilmesinin sağlanması ve, gerekiyorsa, hak arama yollarını süresinde kullanabilmesine olanak tanınmasıdır. Vergi ödevlerinin zamanında ve kanuna uygun şekilde yerine getirtilmemesinin hukuki ve mali sonuçları, Hukuk Düzenimizde, oldukça ağırdır. Bu bakımdan; gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçları bu denli ağır olan tebliğin[12], muhatabına ulaşmasını sağlayacak en emin ve güvenilir yöntemle yapılması, ilgilinin hukuki güvenliğinin gereğidir. Bu gereklilik, Devletin hukuk devleti olma niteliğinin olmazsa olmazıdır. Esasen posta kutularına düştüğü tarihten itibaren beş gün sonra yapılmış olacağı karinesine dayalı olması sebebiyle, sms gönderilmeyen hallerde, hukuki güvenliği sağladığı tartışmalı, elektronik tebligatın, mükellefiyetlerini sona erdirerek vergiyle ilişkisi, muhafaza ve ibraz ödevi dışında, kalmayan bireylerin, hukuki güvenliğini sağlaması hiç mümkün değildir.

Bu yüzden; işi bırakmaları sebebiyle mükellefiyetleri sona eren gerçek kişilere beş yıl gibi uzunca bir süre daha sistemde kalma zorunluluğu getirilmesi, hukuki güvenlik ilkesine uygun değildir.

Ayrıca; mükellefiyeti sona eren kişilerin sistemde kalmaları sürdürülerek beş yıl daha tebligat adreslerini kontrol etmek zorunda bırakılmalarının, vergi idaresinin vergi ile ilgili işlemlerini gecikmeksizin ve gereği gibi yürütebilmesindeki kamu yararı ile bireylerin hukuki güvenlikleri arasındaki adil dengeyi onlar aleyhine bozucu (ve bu nedenle hukuken katlanmak zorunda olmadıkları) ağırlıkta külfet oluşturması da kaçınılmazdır.

Bu bakımlardan; Anayasaya uygun düzenlemenin, mükellefiyetin sona ermesi halinde sistemde kalmamayı, ilgilinin bu yoldaki isteğine bırakan düzenleme olduğu görüşündeyiz.


[1]      640 sayılı Gümrük Personeli İle Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye 18.5.2017 gün ve 7020 sayılı Kanunun 20’nci maddesiyle eklenen “Elektronik Ortamda Tebliğ” başlıklı 40/A maddesinde yer alan;

       “Bakanlık görev alanı kapsamındaki tebliğler, ilgili kanunlarda belirtilen usullerle bağlı kalınmaksızın, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile yapılacak protokol çerçevesinde 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi hükümlerine göre kurulan teknik altyapı kullanılarak elektronik ortamda yapılabilir.

       Elektronik ortamda yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.

       Ticaret Bakanlığı, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” düzenlemesi ile, gümrük idaresince tesis edilen işlemlerin, Hazine ve Maliye Bakanlığının teknik alt yapısı kullanılarak tebliğ edilmesi sağlanmıştır. Maddede Ticaret Bakanlığına verilen düzenleme yapma yetkisi ise, 25.1.2018 gün ve 30312 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Tebligat Sistemi Genel Tebliği (Sıra no.1) ile kullanılmıştır. Bu Genel Tebliğ, 1.4.2021 gün ve 31441 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2 sıra nolu Genel Tebliğle kimi yönlerden değişikliğe uğramıştır. Dan.7.D., 8.2.2022, E: 2021/4313, K:2022/422: İdari para cezası kararının internet vergi dairesinin portalı üzerinden gerçekleştirilen tebligatında hukuka aykırılık bulunmadığı hk. Dan. VDDK., 13.12.2023, E:2023/1500, K:2023/1440: Aynı yolda karar.

[2]      Düzenleme, idareye tebligatı diğer yöntemlerle elektronik ortamda yapma konusunda bir seçim hakkı tanımakla birlikte; biz, muhatabın bilinen en son adresinin elektronik posta adresi olması halinde, tebligatın usulüne uygun kabul edilebilmesi için, bu adrese yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

[3]      Anayasa Mahkemesi, 26 Kasım 2019 gün ve 30960 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 19.9.2019 gün ve E:2018/144, K:2019/72 sayılı kararında, Anayasanın 125’inci maddesinde, yazılı tebligatın yapılış biçimi hakkında bir sınırlama getirilmemiş olduğu gerekçesiyle, elektronik tebligatı, Anayasanın anılan hükmüne aykırı görmemiştir. Aynı kararında, Yüksek Mahkeme, düzenlemenin Anayasanın eşitlik ilke ve kurallarına da aykırı olmadığını söylemiştir.

[4]      Dan.7.D., 11.1.2018, E:2017/2383, K:2018/78, Danıştay Dergisi, Yıl. 2018, S.148, sh.397: Elektronik ortamda gönderilen kararın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihten (7.6.2016) itibaren (bu tarihi izleyen) beşinci günün (12.6.2016) sonunda tebliğ edilmiş sayılacağı hk.; Dan.4.D., 31.5.2018, E:2018/3416, K:2018/5404, Danıştay Dergisi, Yıl. 2018, S. 149, sh.432: Elektronik posta ile tebliğde, dava açma süresinin beşinci günü izleyen günden itibaren başlatılarak hesaplanacağı hk.

[5] Dan.3.D., 6.4.2026, E:2024/4288, K:2026/1632: “… tebliğin, hukuki bir işlemden ilgili kimsenin haber almasını sağlamak için yetkili makamın kanuni şekilde yazı veya ilan ile yapacağı belgelendirme işlemi niteliğini taşıdığı, amacının işlemin muhatabı açısından yasal haklarını kullanabilmesine imkan tanımak, işlemi tesis eden idare açısından da hakkında işlem tesis edilen kişilerin hukuki sorumluluklarının yerine getirilip getirmediğini tespit etmek olduğu dikkate alındığında ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının, bu kararın yayımlanmasından önce açılmış ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerekliliği karşısında, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2026 tarih ve E:2025/94, K:2026/11 sayılı iptal kararı nedeniyle, 456 Sıra No.lu vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin, 213 sayılı Kanun’un 107/A maddesinin 3. fıkrasının verdiği yetki kapsamındaki elektronik ortamda tebligat yapılmasına ilişkin düzenlemelerine dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebliğ işlemlerinin hukuki sonuç doğurduğundan söz edilemez.”.

[6]      Barış Can ERDEMİR, Türk Vergi Usul Hukukunda Tebliğ Kurumu, Yüksek Lisans Tezi, 2021, sh.170-171, https://tez.yok.gov.tr, Erişim: 3.6.2025, 21.14. ERDEMİR, elektronik tebliğ usulünün tebliğin beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı düzenlemesini varsayımsal olarak nitelendirmekte ve mevcut teknolojik imkânların sisteme giriş yapılıp yapılmadığının ve bahse  konu gönderinin gerçekten açılıp açılmadığının tespitine olanak sağladığını ve beş günlük sürede gönderiye erişilmemesi durumunda, kimi ülkelerde olduğu gibi, tebliğin gerçekten muhataba ulaşmasını sağlayacak posta yoluyla tebliğ yöntemiyle devam edilmesinin mümkün olduğunu söylemektedir. Bizce de, bir hukuk devletinde bireylerin hukuki güvenlikleri ve tebliğin bildirme fonksiyonunun varsayımsal olarak değil gerçek anlamda yerine getirilebilmesi bakımından buna ihtiyaç bulunmaktadır.

[7]      Dan.4.D., 31.5.2018, E:2018/3416, K:2018/5404, Danıştay Dergisi, Yıl. 2018, S. 149, sh.432: Elektronik posta ile tebliğde, dava açma süresinin beşinci günü izleyen günden itibaren başlatılarak hesaplanacağı hk.

[8]      http://www.gib.gov.tr/elektronik-tebligat-duyurusu

[9]      RG:18.11.2021-31663.

[10]     Dan.9.D., 3.3.2022, E:2019/1849, K:2022/709; Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi uyarınca muhatabın elektronik tebligat sisteminde kayıtlı olan e-tebligat adresine yapılan tebligata ilişkin olarak elektronik tebligat sistemine başvuru sırasında veya daha sonra bildirilen telefon numarasına ve/veya e-posta adresine bilgilendirme mesajı gönderilmemesinin, yapılan tebligatın süresini ve geçerliliğini etkilemeyeceği hk.;.;Dan.9.D., 11.4.2023, E:2021/1432, K: 2023/1330: “Bu halde Mahkemece, asıl borçlu şirketin elektronik tebligat talep bildirim formunu doldurduğu, bilgilendirme tercihlerini kısa mesaj servisi ve e-posta olarak işaretlediği, davalı idarece, asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrinin söz konusu e-posta adresine ve telefonlara bilgilendirme mesajı olarak gönderilmediği, bu durumda, asıl borçlu şirketin bildirim formundaki talebine uygun olarak bilgilendirme yapıldığı idarece ortaya konulmadığından asıl borçlu şirket nezdinde alacağın usulüne uygun olarak kesinleştirilmediğinden bahisle ödeme emrinin dava konusu edilen kısmının iptali yolunda karar verilip davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun da reddine karar verilmişse de, davalı idarece sunulan belgelerden asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrinin elektronik ortamda usulüne uygun tebliğinin gerçekleştirildiği ve bahsedilen mevzuat hükümleri ve Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi uyarınca elektronik tebligat sistemine başvuru sırasında veya daha sonra bildirilen telefon numarasına ve/veya e-posta adresine bilgilendirme mesajı gönderilmemesi yapılan tebligatın süresini ve geçerliliğini etkilemeyeceğinden, ödeme emrinin dava konusu edilen kısmına karşı açılan davada, 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesi kapsamında ileri sürülebilecek nedenler dikkate alınmak suretiyle yapılacak incelemeye göre yeniden karar verilmesi gerekmektedir.”; Dairenin 17.1.2024 gün ve E:2023/5733, K:2024/52 sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Dan. VDDK., 24.5.2023, E:2022/285, K:2023/494: Kurul’un 2021/4 sayılı kararındaki içtihadından ayrılmayı gerektiren maddi olgu ve hukuki durum bulunmadığı hk. Not: Karar, Danıştay Üçüncü Dairesinin, bizim görüşümüz doğrultusunda vermiş olduğu, 8.6.2021 gün ve E:2020/4287, K:2021/2982 sayılı bozma kararına ısrar eden istinaf merciinin kararının temyizi dolayısıyla verilmiştir.

[11]     Prof. Dr. Mehmet YÜCE/Arş. Gör. Muhammet ÇELİK, Karşılaştırmalı Vergi Tebligatı Hukuku, Ekin Basın Yayım Dağıtım, 2017, sh.243: “… SMS yoluyla ve/veya e-posta yoluyla muhatap kendisine e-tebligat haber verilmediği veya geç haber verildiği için bir hukuki işlem başlamayacak olup…”; Dr. Bumin DOĞRUSÖZ, “Habersiz tebligat”, Dünya Gazetesi, Hukuki Görüş, https:// http://www.dunya.com.kose-yazisi, Erişim. 23.11.2021: “Buradaki önemli soru şudur. Mükelleflere SMS veya mail adreslerine bildirim gönderilmeksizin tebligat yapılırsa, bu şekilde bildirimsiz yapılan tebligat dava açma süresini başlatmak anlamında gerçekten yeterli olur mu? Bu soruya ilişkin görüşümüzü 3 Aralık 2019 günlü DÜNYA gazetesinde yayımlanan yazımda açıklamıştım. Bu şekilde habersiz tebligat yapılan hallerde dava açma sürelerinin ıttıla tarihinden itibaren başlaması gerektiğini, bunun için mevzuata dahi gerek olmadığını, hukuk devleti ilkelerinin zaten bunu gerekli kıldığını yazmıştım.”; Gaziantep BİM, 2.VDD, 14.5.2019, E: 2019/161, K:2019/601: E-tebligatta SMS gönderilmesinin hatırlatmak amacı taşıdığı; gönderilmemesinin, dava açma süresinin başlangıcını etkileyemeyeceği hk.

[12]     Altan RENÇBER-Selin OVALIOĞLU, “Vergi Hukukunda Mükellefiyet Kaydının Re’sen Terkini ve Tebligata İlişkin Ortaya Çıkan Sorunlar”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi – İnÜHFD 14(1): 87-102 (2023): “Uygulamadaki bir başka sorun, mükellefiyet kaydı re’sen terk edilenlere karşı vergi idaresi tarafından e-tebligat yapılmasıdır. VUK’un 107/A maddesinin ikinci fıkrası uyarınca e-tebligatlar muhatabın sistemine düştükten 5 gün sonra tebliğ edilmiş sayılmaktadırlar. Ancak mükellefiyet kaydı re’sen terk edilen mükellefler, mükellefiyete bağlı ödevleri sona erdiği düşüncesiyle çoğu zaman e-tebligat sistemine bakmadıkları için bu tebligatlardan haberdar olamamaktadırlar. Özellikle defter ve belge isteme yazısının elektronik ortamda tebliğ edil(eme)mesiyle, mükellefler tebligatları göremedikleri için defter ve belgeleri vergi idaresine vermemekte ve ortaya vergi kaçakçılığı suçlarından olan “gizleme suçu” oluştuğu iddia edilmektedir.”.