İdari Yargılama Usulü Kanununun 46’ncı Maddesine 7589 Sayılı Kanunla Eklenen 2’nci Fıkranın “e” Bendi Ve Değerlendirilmesi?

I – GİRİŞ

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda 18.6.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, Kanunun 45’inci maddesinde düzenlenen “İtiraz” kanun yolu, “İstinaf” kanun yolu haline dönüştürülerek, idari yargıda kanun yolları ve başvurma koşulları yeniden düzenlendi. Bu değişiklikle; evvelce kural olan temyiz kanun yolu istisna, evvelce istisna olan itiraz kanun yolu da istinaf kanun yoluna dönüştürülerek kural haline getirildi. Kanunun istinaf kanun yolunu düzenleyen 45’inci maddesinin 6’ncı fıkrasında, bu başvuru sonunda bölge idare mahkemelerince verilen kararların, 46’ncı maddede temyiz kanun yolu açık olduğu belirtilenler dışında, kesin olduğu düzenlemesi yapıldı. Anılan 46’ncı maddede de, bölge idare mahkemelerinin kararlarından temyiz başvuru yolu açık olanlar, davanın konusuna ve konusu olan veya davaya konu edilen (vergilendirme işlemleri dahil) idari işlemin konu unsurunu oluşturan para miktarına göre belirlendi.

Maddenin birinci fıkrasının, tam yargı davaları ile iptal davalarında ve vergi uyuşmazlıklarını konu edilen davalarda davanın ve idari işlemin konu unsurunun içerdiği para miktarından belli sınırı aşanlar hakkında bölge idare mahkemelerince verilen kararlara temyiz yolunu açan (b) bendi, itiraz yoluyla gönderilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesince, kararın denetlenmesini isteme hakkına aykırı bulunarak,  bölge idare mahkemelerinin istinaf incelemesi sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka aykırı bularak kısmen veya tümüyle kaldırmak suretiyle dava hakkında yeniden vermiş oldukları kararlar yönünden iptal edildi[1]. İptal kararının aykırılık gerekçesi, Kanun koyucu’nun kararın denetlenmesini isteme hakkına önemsiz gördüğü davalar bakımından sınır getirebileceği, bunun dışında bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak dava hakkında ilk elden vermiş olduğu kararlar bakımından sınır getirmesinin anılan hakkı ihlal edeceğidir. Kararda davanın önemli sayılması için ölçüt olarak, istinaf kanun yoluna ait parasal sınır (o tarihte 5.000.- Tl) gösterilmişti[2]. Bu karardan iki yıl sonra, Kanunun 45’inci maddesinin 6’ncı fıkrasının ilk cümlesi de, aynı gerekçeyle, bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesinin kararını kısmen veya tamamen kaldırdıktan sonra dava hakkında yeniden vermiş oldukları kararlar yönünden Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir[3].

İki iptal kararı arasında, 28.7.2024 gün ve 7524 sayılı Kanunla 46’ncı maddenin iptal edilen (b) bendi yeniden düzenlenerek, bu bentten sonra, Anayasa Mahkemesinin iptal kararına uygun düzenleme içeren (c) bendi getirilmiş; ancak, Kanunun ek 1’inci maddesi de yeniden düzenlenerek, kanun yollarına başvuru hakkının belirlenmesinde esas alınan parasal sınırının, dava tarihinde değil de ilk derece mahkemesinin ve istinaf kararının verildiği tarihte geçerli olan parasal sınır olması öngörülmüştür. Bu tür bir düzenleme, Anayasa Mahkemesinin önceki iptal kararını gerekçelendiren belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine uygun düşen düzenleme olmadığından: Anayasa Mahkemesi, yine itiraz yoluyla gönderilmesi üzerine, 11.2.2025 gün ve E:2025/39, K:2025/35 sayılı kararıyla, İdari Yargılama Usulü Kanununun 45’inci maddesinin 1’inci fıkrasının parasal sınırla ilgili son cümlesi ile Ek 1’inci maddesini iptal etmiştir. Ek 1’inci maddenin 2’nci fıkrası, 4.6.2025 gün ve 7550 sayılı Kanunun 7’nci maddesiyle yeniden düzenlenerek, Anayasa Mahkemesinin kararına uygun olarak, istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru hakkının belirlenmesinde davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan parasal sınırların geçerli olacağı öngörülmüştür.

II – 7589 SAYILI KANUNLA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

İdari Yargılama Usulü Kanununda en son değişiklik, 12’nci Yargı Paketinin yasalaşmasıyla yürürlüğe konulan, 16.7.2026 gün ve 7589 sayılı Kanunun 5 ve 6’ncı maddeleriyle olmuştur. Kanunun 4’üncü maddesiyle de 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda idare mahkemelerinde tek hâkimle görülecek davalar yeniden düzenlenmiştir.

Anılan Kanunun 6’ncı maddesiyle 2577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik, Kanunun 46’ncı maddesi ile ilgilidir. Değişiklikle, Anayasa Mahkemesinin ilk iptal kararından sonra 7524 sayılı Kanunla eklenen “c” bendi yürürlükten kaldırılmış, ilk fıkra numaralandırılarak maddeye 2’nci bir fıkra eklenmiştir. Eklenen bu fıkranın ilk cümlesi de, “Birinci fıkra kapsamında olmayan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilir.” olarak düzenlenmiştir. Böylece; Anayasa Mahkemesinin Kanunun 45’inci maddesinin 6’ncı fıkrası ile 46’ncı maddesinin birinci fıkrasının “b” bendi hakkındaki iptal kararlarının hukuki sonuçları, tek bir düzenleme ile yasalaştırılmış olmaktadır.

Ancak; fıkrada, bu cümlenin düzenlenmesiyle yetinilmemiş; ayrıca, ikinci bir cümle ile de, “Ancak, aşağıda sayılan dava ve işler bakımından kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamaz:” denilmek suretiyle, altı bent halinde, ilk cümle ile konulan kurala istisna getirilmiştir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin “önemsiz dava” anlayışı ile, ve Danıştay’ın iş yükünün makul düzeye indirilmesi/Danıştay’ın kaldıramayacağı düzeyde artmasının önlenmesi amacıyla getirildiği anlaşılan bu istisnaların, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarına uygunlukları ayrıca tartışılabilir. Ancak, istisnalar arasında bir “e” bendi var ki, anlam ve kapsamı bakımından üzerinde ayrıca durulmasına, özellikle, ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Bent, aynen, “Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkranın (b) bendinde belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge idare mahkemesinin yeniden verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar itibarıyla 45 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen parasal sınırı geçmeyen kararlar.” düzenlemesini içermektedir. Buna göre; bölge idare mahkemelerince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasından sonra yeniden verilen kararlardan bu bent kapsamında olanların, temyiz başvurusuna konu edilmelerine olanak bulunmamaktadır.

III – “e” BENDİNİN KAPSAMI

Her şeyden önce bent, İdari Yargılama Usulü Kanunun 46’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının “b” bendinin son (7524 sayılı Kanunun 53’üncü maddesiyle düzenlenen) şeklinde sözü edilen, vergi uyuşmazlıklarına ilişkin davalardan, tam yargı davalarından ve idari işlemler hakkında açılan davalardan, yine bu bentte davanın açıldığı tarih itibarıyla, konusu ya da idari işlemi konu unsuru olan para miktarı dokuz yüz yirmi bin (2026 takvim yılı için: 1.661.000.-) Türk lirasını aşmayan ve nedenle de temyiz sınırının altında kalanları kapsamaktadır.

İkincisi, bent, anılan davalardan, istinaf başvurusunu inceleyen bölge idare mahkemesi ilgili dava dairesinin, başvuruyu haklı bulup, ilk derece mahkemesinin kararını kısmen veya tamamen kaldırdıktan sonra yeniden vermiş olduğu kararları kapsamına almaktadır.

Üçüncüsü, bu davalardan da, bölge idare mahkemesince verilen kararın miktar ve değerinin ilk derece mahkemesince verilen kararın miktar ve değeri arasındaki farkın, aynı Kanunun istinaf kanun yolu ile ilgili 45’inci maddesinin 1’inci fıkrasının ikinci cümlesinde istinaf başvurusu için belirtilen (2026 Takvim yılı için: 55.000.- Tl) parasal sınırı geçmeyenler, bendin kapsamı içerisindedir. Bent, sözü edilen davalarda, bölge idare mahkemesince yeniden verilen kararda hüküm altına alınan miktar ya da değerle, ilk derece mahkemesince verilen kararda hüküm altına alınan miktar ya da değeri karşılaştırmakta ve bu iki miktar ya da değer arasındaki farkın 2026 Takvim yılı için 55.000.- Tl’nın altında kalması halinde, verilen karara karşı temyiz yolunu kapatmaktadır. Örneğin: dava tarihi itibarıyla, 46’ncı maddenin 1’inci fıkrasının “b” bendinde belirtilen temyiz sınırının altında kalan bir tam yargı davasında (kolay anlaşılabilsin diye tam yargı davası örnek alınmıştır) ilk derece mahkemesince 1.335.000- Tl maddi tazminata hükmedildiğini var sayalım. İdarenin istinaf başvurusunu inceleyen bölge idare mahkemesinin idari dava dairesinin de, yapmış olduğu inceleme sonunda, davacının maddi zararının, 1.335.000.- Tl değil de 1.281.000.- Tl olduğuna karar verdiğini kabul edelim. İki kararda hüküm altına alınan maddi tazminat tutarları arasındaki fark, istinaf sınırı olan 55.000.- Tl’nın altında 54.000.- Tl olduğundan, davacının bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunması mümkün olmayacaktır. Veya, tersine, bölge idare mahkemesinin yaptığı hesaplamada davacıyı haklı bularak, 1.389.500.- Tl maddi tazminata hükmettiğini varsayalım. Aradaki fark 54.500.- Tl olduğundan, bu kez, bu karara karşı davalı idarenin temyiz yolu kapatılmış olacaktır.

Sonuncusu; aşağıda açıklanacağı üzere, iptal davalarında idari yargıç, idari işlemin konusu olan paraya hükmetmez. Dolayısıyla, para, (vergi uyuşmazlıklarına ilişkin olanlar dahil) iptal davalarında kararın konusu değildir. Bu bakımdan; bendin kapsadığı davaların “b” bendinde yazılı olan dava türlerinden yalnızca tam yargı davaları olduğu sonucunun çıkarılması mümkündür. Ancak; ben, Kanun koyucu’nun amacının, bendin iptal davalarında uygulanmasının (aşağıda açıklanacak olan) güçlüğüne karşın, tüm idari dava türleri olduğu kanısındayım.

IV – DEĞERLENDİRME

A – TERMİNOLOJİ VE KANUN YAPMA TEKNİĞİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:

Bu bent düzenlemesi, TBMM’ne sunulan 12’nci Yargı Paketinde mevcut değildir. Paketin Adalet Komisyonunda görüşülmesi sırasında metne eklenmiştir. Ancak; üzerinde fazla çalışılmadan metne dahil edildiği anlaşılan bent düzenlemesi, terminoloji ve yargılama hukuku bakımından, uygulamada, sorun yaratması olası kimi anlatımlar içermektedir.

Öncelikle; bent, girişindeki, “Miktar ve değer itibarıyla … yeniden verdiği karar” ibaresiyle, “kararın miktar veya değeri”nden söz etmiş olmaktadır. Oysa; yargılama hukukunda, kararın miktar ya da değerinden söz edilmez. Kararda hüküm altına alınan miktar veya değerden söz edilir. Kanun yapma tekniği bakımından ilk dikkati çeken anlatım bu olmaktadır.

İkinci olarak, bendin girişindeki, “Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkranın (b) bendinde belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge idare mahkemesinin yeniden verdiği karar” ibaresini yeniden ele alalım. İbare, 1’inci fıkranın (fıkra, 7589 sayılı Kanunla numaralı hale getirilmiştir. Numaralı fıkralar harfle değil rakamla yazılırlar) “b” bendinde belirtilen temyiz sınırının altında kalanın (‘sınırı aşmayan’ denilmesi gerekirdi), miktar ve değer itibarıyla dava değil de bölge idare mahkemesince istinaf incelemesi sonunda verilen karar olduğu şeklinde anlaşılmaya elverişlidir. Böyle anlaşılırsa; örneğin açıldığı tarihte temyiz sınırının üzerinde olan dava konusu miktarın istinaf kararının verildiği tarihte bu sınırın altında kalması ve bu bent uyarınca temyiz yolunun kapatılması olasıdır. Oysa; “b” bendinde, kararın içerdiği miktar ya da değerden değil, (bu yazının kurgusunda örnek alınan tam yargı davaları bakımından) “davanın konusu” olan miktardan söz edilmektedir. Yani; anılan belirlemede, kararın içerdiği miktar değil davanın konusu olan miktar esas olmaktadır. Ayrıca; Anayasa Mahkemesinin “b” bendi ile ilgili ilk kararı da, kanun yollarına başvuru hakkının belirlenmesinde bölge idare mahkemesinin karar tarihinin esas olacağına dair düzenleme ile ilgili kararı da, temyiz hakkının belirlenmesinde hangi tarihin esas olacağı konusundaki belirsizliğe vurgu yapmaktadır. Dahası, sonradan yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunla[4] 2577 sayılı Kanunun Ek 1’inci maddesi yeniden düzenlenerek, sorun dava tarihinin esas olduğu şeklinde çözüme kavuşturulmuş bulunmaktadır. Durum böyleyken; bendin, hâlâ, temyiz hakkının belirlenmesinde kararda hüküm altına alınan miktarı esas alması ve karar tarihindeki parasal sınıra gönderme yapması mümkün değildir. Bu nedenle; ben, bendin sözelinden böyle bir anlam çıkmasının, bendin cümle yapısından kaynaklandığı görüşündeyim.

Üçüncüsü, İdari Yargılama Usulü Kanununun hiçbir yerinde, kararın veya davanın değeri ibaresi geçmemektedir. Kanunun ilgili maddelerinde, parasal sınırdan veya uyuşmazlık konusu miktardan (md.3) söz edilmektedir. “Değer” sözcüğü, maddi veya manevi bir şeyin parasal olarak ölçülmesini ifade eder ki, bu zaten dava dilekçesinde “uyuşmazlık konusu miktar” denilmek suretiyle gösterilen şeydir; ayrıca zikredilmesi, kanun yapma tekniği bakımından, gereksiz olduğu gibi, uygulamada, “iptali istenilen idari işlemin konusuyla ilgili olarak değerleme yapılmasının ya da yaptırılmasının gerekli olduğu gibi” yanlış yorumlara yol açması da olasıdır.

Sonuncusu, tam yargı davaları dışında, idari yargıç, paraya hükmetmez. İdari işlemin (vergilendirme işlemleri de birer idari işlem olduğundan vergi uyuşmazlıklarını konu alan iptal davalarında da vergilendirme işleminin), taşıdığı hukuka aykırılığa göre, kısmen veya tamamen iptaline karar verir. Kısmen iptal halinde, idari işlemin hukuka uygun olduğuna karar verilen konu unsurunun parasal miktarını hesaplama görevi, idari yargıca değil, İdari Rejimin gereği olarak, idareye aittir (İYUK. md. 28/1-5). İdari yargıcın idareye ait bu görevi kararının hüküm fıkrasında bizzat yapması, onun idari yetki kullanarak idarenin yerine geçmesi ve idari karar alması/idari işlem tesis etmesi anlamına gelir. Oysa, Anayasanın 125’inci maddesi, idari yargıcın idarenin yerine geçerek idari nitelikte kararlar almasını yasaklamaktadır. Anayasal durum böyle olunca, iptal davalarıyla vergi uyuşmazlıklarını konu edinen (ve, gerçekte, birer iptal davası olan) idari davalarda, tarafların temyiz haklarının var olup olmadığının belirlenmesinde, bentte yazılı karşılaştırmanın yapılması olanaksızlaşmaktadır.

Bu açıklamalardan sonra, kanun yapma tekniğine uygunluk ve anlaşılır olma bakımından, amacı ifade edebilen düzenleme, “Bu maddenin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yazılı davalardan konusu olan ya da iptali istenilen idari işlemin konu unsurunu oluşturan para miktarı bentte yazılı parasal sınırı aşmayanlar hakkında bölge idare mahkemesince yeniden verilen ve hüküm altına aldığı miktarla ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan miktar arasındaki fark, 45’inci maddenin 1’inci fıkrasının ilk cümlesinde yazılı parasal sınırı geçmeyen kararlar,” şeklindeki düzenleme olmalıydı denilebilir.

B – KARARIN DENETLENMESİNİ İSTEME HAKKI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:

Bent düzenlemesinin, bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesinin kararını kısmen veya tamamen kaldırdıktan sonra dava hakkında yeniden vereceği kararın, yalnızca, ilk derece mahkemesince karar altına alınana nazaran olan farkı hüküm altına alacağı; dolayısıyla da, bu farkın olumlu ya da olumsuz olmasından menfaati ihlal edilen tarafça temyiz edilmek istenileceği varsayımı ile kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Temyiz talebinde bulunabilme hakkının belirlenmesinde, iki kararda hükmolunan miktarlar arasındaki farkın esas alınmasının nedeni, olsa olsa, bu olabilir. Böyle bir varsayımı haklı kılacak tek olasılık; istinaf merciinin, taraflardan birinin istinaf başvurusunu reddederek diğerininkini kabul etmesi, kabul edilen kısmın da miktar olarak, 45’inci maddenin ilk fıkrasındaki parasal sınırı geçmemesi halinde söz konusudur. Bu halde, istinaf merciince hüküm altına alınan para miktarının (Anayasa Mahkemesine göre önemlilik ölçütü de olan) anılan parasal sınırı geçmediği, bu nedenle menfaati ihlal edilen tarafın temyiz yoluna başvuramayacağı söylenebilir.

Oysa;

  •  İlk derece mahkemesinin tümüyle davanın reddi ya da tümüyle kabulü yolundaki kararına karşı taraflardan biri tarafından;
  • İlk derece mahkemesinin kararının kısmen davanın reddine, kısmen de kabulüne ilişkin olması sebebiyle hem davacı hem de davalı tarafça;

Yapılan istinaf başvurusunu inceleyen bölge idare mahkemesince, ilk halde kararın tümünü, ikinci halde de, (taraflardan birinin istinaf başvurusunu reddetmekle birlikte) haklı gördüğü tarafla ilgili hüküm fıkrasını kaldırdıktan sonra; ilk halde davanın tümüyle kabulüne; ikinci halde de, davanın ilk derece mahkemesinin kaldırılan hüküm fıkrasına ilişkin kısmını kısmen kabulüne, kısmen de davanın buna ilişkin kısmının reddine karar verebilir.  Tüm bu hallerde, davanın kabul edilen ya da reddedilen kısımlarından birine ait hüküm fıkrası, kararın denetlenmesini isteme hakkı bakımından, bölge idare mahkemesince yeniden/ilk elden verilen karardır. Yine; bu hüküm fıkralarında hüküm altına alınan miktarlar, davanın taraflarının menfaatleri yönünden, ilk derece mahkemesi kararında hüküm altına alınan miktara nazaran olan farktır. Bu farkın, lehte veya aleyhte olmasına göre, ilgili tarafın kararın denetlenmesini isteme hakkına kaynaklık etmesi doğaldır.

Bir örnekle açıklamaya çalışalım:

İlk derece mahkemesinin, davacının tüm talebini kabul ederek, 1.255.000.- Tl maddi tazminatın davalı idareden alınıp davacıya verilmesine hükmettiğini; davalı idarenin istinaf başvurusu üzerine bölge idare mahkemesince de, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırıldığını ve davanın esası hakkında, yeniden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucuna göre verilen kararında, davanın kısmen kabulüyle hükmedilen maddi tazminat tutarının 1.201.000- Tl olarak belirlendiğini, davanın 54.000.- Tl’lık kısmının da reddedildiğini varsayalım (Böyle bir durum, taraflardan birinin istinaf başvurusunun kabulü, diğerinin de reddi halinde de, kabul edilen istinaf başvurusu ile ilgili olarak doğabilir). Bu tür bir karar, davanın her iki tarafı bakımından da menfaat ihlal edici nitelikteki bir karardır ve dolayısıyla kararın her iki hüküm fıkrası yönünden de denetlenmesinin istenebilmesi, taraflar için, Anayasa Mahkemesinin 46’ncı madde ile ilgili ilk iptal kararından doğan bir hak olmaktadır. Ancak; tazminat talebinin reddedilen 54.000.- Tl’lık kısmı, Kanunun 45’inci maddesinin 1’inci fıkrasında yazılı, parasal sınırı aşmadığından, “e” bendine göre, davacı yönünden temyiz yolu kapalı bulunmaktadır.

Soru şu:

Davacının menfaatini ihlal eden hüküm fıkrasına karşı temyiz yolunun kapalı olması sebebiyle anılan bent, davalı idarenin menfaatini ihlal eden hüküm fıkrası yönünden de temyiz yolunu kapatmakta mıdır? Aradaki farkın 54.000.- Tl olması sebebiyle, tazminat talebini kısmen reddeden hüküm fıkrasına karşı davacının temyiz yolunun kapatılmış olmasıyla, bölge idare mahkemesinin ilk elden vermiş olduğu istinaf kararında 45’inci maddenin ilk fıkrasındaki parasal sınırı aşar tutarda tazminat ödemeye mahkûm edilen davalı idarenin temyiz yolunun kapatılması da amaçlanmış olabilir mi? Sorunun yanıtı, bent düzenlemesinde açık değildir. Belki, davalı idarece ödenmesi hüküm altına alınan tazminat tutarının, daha önce ilk derece mahkemesinin kararında kabul edilen tazminat tutarının içinde olduğu, bu nedenle de, bu hüküm fıkrasının, bölge idare mahkemesince ilk elden verilen karar niteliğinde olmadığı ileri sürülebilir. Ancak; bölge idare mahkemesince, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasından sonra bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle yeniden gerçekleştirilen yargılama sonuçlarına göre ve belki de farklı bir gerekçeyle verilmiş karar olacağından, uygulamada farklı yorumlanan durumlar da olabilir. Yani; genelleyici bir bakış açısıyla, bu tür kararların bölge idare mahkemelerince ilk elden verilen kararlar olmadığı söylenemez. Kanun koyucu’nun da, bu tür bir yaklaşımda olacağı düşüncesinde değilim.

Eğer, amaç, bir taraf için temyiz yolunun bendde yazılı nedenle kapalı olmasının diğer tarafın kararın denetlenmesini isteme hakkını da engellemesi değilse; bendin düzenlemesi, “Bu maddenin 1’inci fıkrasının (b) bendinde yazılı davalardan konusu olan ya da iptali istenilen idari işlemin konu unsurunu oluşturan para miktarı bentte yazılı parasal sınırı aşmayanlar hakkında bölge idare mahkemesince yeniden verilen ve hüküm altına aldığı miktarla ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan miktar arasındaki fark, 45’inci maddenin 1’inci fıkrasının ilk cümlesinde yazılı parasal sınırı geçmeyen karar veya kararın hüküm fıkrası,” şeklinde olmalıydı.

C – AMAÇ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:

Görüldüğü üzere, bent, temyiz kanun yolu için esasen istisna olan, ilk derece mahkemesinin kararının kısmen veya tamamen kaldırılmasından sonra bölge idare mahkemesince dava hakkında yeniden karar verilmesi haline istisnalar öngörmektedir. Başka deyişle, istisnaya istisna getirmektedir. İstisnanın amacının, istinaf incelemesi sonunda taraflardan birinin kısmen, ancak önemsiz derecede haksız çıkması durumunda, temyiz yolunun kapatılması ve, böylece, Danıştay’ın iş yükünün gereksiz yere artmasının önlenmesi olduğu, bent düzenlemesinden anlaşılabilmektedir.

Ancak; bent, daha önce yargılama usulünde olmayan yeni bir kavram getirmektedir: “Önemsiz temyiz başvurusu”. Önemsizliği ölçütü olarak da, 2577 sayılı Kanunun 45’inci maddesinin 1’inci fıkrasında istinaf başvurusunda bulunulabilmesi için öngörülen parasal sınırı esas almaktadır. Başka deyişle; bent, ilk derece mahkemelerinin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulabilmesi bakımından 2026 için geçerli parasal sınır olan 55.000.- Tl’sının altında kalan para miktarı için yapılan temyiz başvurusunu, “önemsiz temyiz başvurusu” olarak görmektedir. Ancak; önemsiz görülen, dava tarihinde, davaya konu edilen tazminat miktarı veya iptali istenilen idari işlemin konu unsurunu oluşturan para miktarı değildir; ilk derece mahkemesinin kararını kaldırılarak bölge idare mahkemesince yeniden verilen kararın hüküm fıkrasındaki para miktarı ile ilk derece mahkemesinin kararında hüküm altına alınan para miktarı arasındaki farktır.

Oysa; gerek İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin kararlarında gerekse Anayasa Mahkemesinin İdari Yargılama Usulü Kanununun 45’inci maddesinin 6’ncı fıkrası ile 46’ncı maddesinin birinci fıkrasının “b’ ve “c” fıkraları ile Ek 1’inci madde hakkında vermiş olduğu kararlarda, temyiz başvurusuna konu edilen para miktarının “temyiz başvurusunun” önemsizliğinden değil, “davanın önemsiziliği”nden söz edilmekte ve yine, bu kararlarda, davanın önemli olup olmadığı, dava tarihindeki miktara göre belirlenmektedir. Bu anlamda, bendin kapsamında olan davalar, hem İnsan Hakları Mahkemesine hem de Anayasa Mahkemesine göre kararın denetlenmesini isteme hakkı yönünden önemli davalar olmaktadır. Dolayısıyla; ilk derece mahkemesi kararı ile istinaf kararında hükmolunan para miktarları arasındaki farka bakarak, önemlilik nitelemesi yapılması, amacı ne olursa olsun, bu yüksek mahkemelerin görüşüne uygun düşmemektedir.

Son olarak; temyiz kanun yolunun işlevi, dava ve istinaf aşamalarından farklı olarak, dava konusu maddi uyuşmazlığın çözümlenmesi değildir. Temyiz kanun yolu, aynı konuda karar veren çok sayıda yargı yerinin kararları arasında olabilecek hukuksal çelişkileri giderilmesi ve böylece hukuk düzeninin bu nedenle olabilecek bozulmalardan korunması ihtiyacı nedeniyle vardır. Amaç, bu ihtiyacı karşılamaktır.  Bu tür bir amaç için, davanın konusu olan paranın miktarının öneminin olacağını sanmıyorum.

V – SONUÇ: 7589 sayılı Kanunun 6’ncı maddesiyle İdari Yargılama Usulü Kanununun 46’ncı maddesine eklenen 2’nci fıkranın “e” bendinin Danıştay’ın iş yükündeki artışın olabildiğince önüne geçilmesi amacıyla yasa metnine dahil edildiği anlaşılmaktadır. Salt bu amaçla kaleme alınan, ancak İdari Rejimin ve onun gerekleriyle uygunluk içerisinde olması gereken idari yargılama hukukunun özellikleri ile temyiz kanun yolunun varlık nedenini dikkate almayan bir düzenlemenin, uygulamada, sorunlar yarattığı deneyimle sabittir. Umarım, sonraki yargı paketlerinde, bu bende ihtiyaç olup olmadığının yeniden düşünülmesi mümkün olur.


[1] AYM, 26.7.2023, E:2023/36, K:2023/142.

[2] AYM, 26.7.2023, E:2023/36, K:2023/142, p.22.

[3] AYM, 27.3.2025 gün ve E:2024/189, K:2025/83, RG: 26.6.2025-32938.

[4] Mük. RG: 4.6.2025–32920