I – GİRİŞ : 213 sayılı Vergi Usul Kanununun, “Emlak vergisine ait bedel ve değerlerin tespiti, ilanı ve kesinleşmesi” başlıklı, Mükerrer 49’uncu maddesinin (b) fıkrasının üçüncü paragrafı, Takdir komisyonlarının bu kararlarına karşı kendilerine karar tebliğ edilen daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları onbeş gün içinde ilgili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilirler. Vergi mahkemelerince verilecek kararlar aleyhine onbeş gün içinde Danıştaya başvurulabilir.” şeklinde idi. Bu paragrafın ilk cümlesi, Anayasa Mahkemesinin 31.5.2012 gün ve E:2011/38, K:2012/89 sayılı kararı ile, Anayasanın 2 ve 36’ncı maddelerine aykırı bulunarak, iptal edilmiştir. İptal kararı, 13.10.2012 gün ve 28440 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesince iptal edilen düzenleme, Vergi Usul Kanununun anılan mükerrer maddesinin, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu uyarınca gerçekleştirilecek tarh ve tahakkuk işlemlerine esas olmak üzere, takdir komisyonlarınca, arsa ve araziye ait asgari ölçüde birim değerlerinin tespitine ilişkin olarak, dört yılda bir yapılacak takdirlere ve bu takdirleri konu alan kararların kesinleşme süreci ile bu kararlara karşı idari dava açma hakkı olanlara ilişkin hükümler içeren (b) fıkrasında yer almaktaydı. Fıkranın ilk paragrafında, anılan takdir kararlarının tarh ve tahakkuk işlemlerinin yapılacağı sürenin başlangıcından en az altı ay önce karara bağlanarak, arsalara ait olanların, takdirin ilgili bulunduğu il ve ilçe merkezlerindeki, ticaret odalarına, ziraat odalarına ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları ile belediyelere; araziye ait olanların da, il merkezindeki ticaret ve ziraat odalarına ve belediyelere imza karşılığı verileceğini söylemektedir. Fıkranın ikinci paragrafında ise, büyükşehir belediyesi bulunan illerde, takdir kararının paragrafta açıklanan şekilde oluşturulan merkez komisyonuna imza karşılığı verileceği; bu komisyonun incelemesi sonucu farklı değer belirlenmesi halinde, bu değerlerin takdir komisyonunca yeniden takdir yapılmak suretiyle dikkate alınacağı açıklaması yer almıştır. Takdir komisyonları, nitelikleri itibariyle, kamu hizmeti yapan kanunla kurulmuş birer idari kuruluş; almış oldukları kararlar da, İdare Hukukunda tanımlanan anlamda, kesin ve yürütülmesi gerekli birer idari işlemdir. Anayasamızın 125’inci maddesine göre, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açık bulunmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2’nci maddesine göre de, bu işlemlere karşı menfaati ihlal edilen herkesin idari dava açma hakkı bulunmaktadır. Kural bu olmakla birlikte; arsa ve arazilerin asgari birim değerlerinin takdirine ilişkin kararların sayısını göz önünde bulunduran Kanun koyucu. İdari yargı yerlerinin iş yükü bakımından tıkanmaları riskini bertaraf etmek amacıyla, bu kararlara karşı idari dava açma hakkı olanları, sözünü ettiğimiz (b) fıkrasının AYM’nce iptal edilen cümlenin bulunduğu üçüncü paragrafında, kendisine takdir kararı tebliğ edilen, kurum, kuruluş ve muhtarlıklarla sınırlamıştı. Başka anlatımla; takdir kararlarından doğrudan menfaati ihlal edilen mülk sahiplerine (emlak vergisi mükelleflerine) bu kararlara karşı idari dava açma hakkı tanımamıştı. İşte, AYM’nin, Anayasanın 2’nci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile 36’ncı maddesinde yer alan herkesin dava açma hakkına aykırılığı sebebiyle iptal ettiği düzenleme, mülk sahiplerinin (emlak vergisi mükelleflerinin) takdir komisyonlarının anılan kararlarına karşı idari dava açma haklarını kısıtlayan bu düzenlemedir. Böylece; emlak vergisi mükellefleri de, anılan takdir kararlarına karşı idari dava açma hakkına kavuşmuş oldular. Ancak; emlak vergisi mükelleflerine takdir kararlarına karşı dava açma hakkının tanınmasıyla her şeyin bitmiş olmadığı; iptal kararı ile birlikte kimi sorunların da kendiliğinden ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu sorunları, aşağıda olduğu gibi özetleyebiliriz:

1 – İlk sorun; mükerrer 49’uncu maddenin (a) fıkrasında da, Maliye ve Bayındırlık ve İskan Bakanlıklarına verilen yetki uyarınca, bu bakanlıklarca müştereken tespit ve Resmi Gazete ile ilan edilen, bina metrekare normal inşaat maliyet bedellerine karşı dava açma hakkı, yalnızca Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliğine tanınmış bulunmaktadır. AYM’nin anılan iptal kararına dayanarak, emlak vergisi mükellefleri de, bu tespit işlemlerine karşı idari dava açabilirler mi?

2 – Mükerrer 49’uncu maddenin(b) fıkrasının üçüncü paragrafının ilk cümlesi iptal edildiğine göre, ilk paragraf uyarınca kendilerine takdir kararı tebliğ olunan kurum ve kuruluşlarla muhtarlıkların, bu kararlara karşı idari dava açma hakları kaldırılmış mı oluyor?

3 – İptal edilen cümlede, takdir kararlarına karşı dava açma süresi onbeş gün olarak gösterilmişti. Oysa; vergi mahkemelerinde idari dava açma süresi otuz gündür. Cümle tüm olarak iptal edildiğine göre, anılan kararlara karşı idari dava açma süresi, bundan böyle otuz gün mü olacak?

4 – Takdir kararları emlak vergisi mükelleflerine tebliğ olunmadığına göre; mükelleflerin bu kararlara karşı dava açma hakları nereden başlayacak? Daha doğrusu; onlar için dava açma süresini başlatacak olay hangisidir? Öğrenme mi? İlan mı? Emlak Vergisi Kanununun 11 ve 21’inci maddeleri uyarınca yapılacak tebligat mı? Ödeme mi? İlan ise, asıldığı ve kaldırıldığı tarihler ile belediye ve muhtarlıkta yapılan ilanlara ilişkin tarihlerden hangisi? Yoksa, yılın ilk günü mü?

5 – Mükelleflerin açacakları idari davanın, birim değerlerinin kesinleşmesine etkisi nasıl olacak? Belediyeler, bu durumda, tarh ve tahakkuk işlemlerini neye göre yapacaklar?

6 – Aynı mahalle, cadde veya sokakta ya da değer bakımından aynı olan bölgelerde bulunan bir mükellefin açmış olduğu davanın sonuçlarından, dava açmayan diğerleri de yararlanabilir mi?

7 – Müşterek maliklerden birinin açmış olduğu dava diğerlerini nasıl etkiler? Bu toplantıda, konularında uzman değerli konuşmacılar, bu sorunlara çözümler ve açıklamalar getirmeye çalışacaklar.

II – AÇIKLAMALAR :

1 – Mükerrer 49’uncu maddesinin (a) fıkrasındaki Kısıtlama da İptal Edilmiş Olur mu? Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, yalnızca anılan maddenin (b) fıkrasının üçüncü paragrafının ilk cümlesi ile sınırlıdır. Kuşkusuz, kararda yazılı iptal gerekçeleri, maddenin (a) fıkrasındaki kısıtlama için de geçerlidir. Ayrıca; aralarında emlak vergisi mükelleflerinin dava hakkına getirilen kısıtlamalardaki benzerlik dışında bağlantı bulunmadığından, anılan cümlenin iptal edilmiş olması sebebiyle, (a) fıkrasının uygulanamaz hale geldiği de söylenemez. Bu bakımdan; bu fıkradaki kısıtlama, Anayasa Mahkemesince başka bir başvuru dolayısıyla iptal edilmedikçe, (b) fıkrasının üçüncü paragrafının ilk cümlesi için verilen iptal kararının gerekçesi gösterilerek, yok sayılamaz. Bu nedenle; maddenin (a) fıkrası, Anayasa Mahkemesince, başka bir başvuru dolayısıyla iptal edilmediği sürece yürürlüktedir.

2 – Kendilerine Takdir Kararı Tebliğ Olunun Kurum, Kuruluş ve Muhtarlıkların, Bu Kararlara Karşı Dava Hakları Kaldırılmış mı Oldu? Hayır. İdari Yargılama Usulü Kanununun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendine göre; bir idari işlemden dolayı menfaati ihlal edilen herkes, bu işlemin iptali istemiyle idari dava açabilir. Bunun için tek koşul, menfaatinin ihlal edilmiş olmasıdır. Dava açma hakkı bakımından, gerçek ya da tüzel kişi veya özel ya da kamu kişisi olmanın önemi yoktur. Dolayısıyla; kişisel, güncel ve hukukça kurunan bir menfaatinin ihlal edildiği iddiasıyla, kendisine takdir kararı tebliğ olunan kurum, kuruluş ve muhtarlıkların, bu kararın iptali isteğiyle idari dava açmaları mümkündür. Hatta; İdari Yargı’nın bu konudaki görüşü önemli olmakla birlikte, (b) fıkrasının ilk paragrafında, takdir kararlarının bu kurum, kuruluş ve muhtarlara tebliğini öngörmekle, Kanun koyucu’nun takdir kararlarının onların menfaatini ilgilendirdiğini kabul ettiği de söylenebilir.    

3 – Takdir Komisyonu Kararlarına Karşı Dava Açma Süresi, Onbeş Gün müdür? Anayasa Mahkemesince iptal edilen cümle, iki husus içermekteydi: Bunlardan ilki, bu kararlara karşı dava açma hakkı olanlarla; ikincisi de, bu kararlara karşı açılacak idari davanın süresi ile ilgiliydi. Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru, yalnızca dava açma hakkı olanlarla ilgili olmasına ve Mahkemenin kararında da anayasaya aykırılık yönünden bu nokta esas alınmasına karşın; cümle, herhangi bir ayırım gözetilmeksizin, tüm olarak iptal edilmiştir. Bu durum karşısında; benim görüşüm, cümlenin dava açma süresi ile ilgili düzenlemesinin de artık uygulanamayacağı; bu kararlara karşı açılacak idari davada, İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesindeki genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği yolundadır. Bununla birlikte; özellikle, VUK’nun 344’üncü maddesinin ikinci fıkrasının, vergi ziyaı cezasının hesaplanmasıyla ilgili ilk cümleciğinin iptali ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararından sonra Danıştay’ca verilen kararlar gözönüne alındığında; açılacak davada, Anayasa Mahkemesinin yalnızca dava açma hakkını kısıtlayan düzenlemeyi iptal ettiği, dava açma süresini iptal etmediği yolunda da görüşlerin; belki de, uygulamanın olabileceğini düşünüyorum. Zira; anılan madde ile ilgili olarak, Danıştay’da, Anayasa Mahkemesinin yalnızca vergi ziyaı cezasının hesaplanmasında faiz eklenmesini iptal ettiği; bir kat vergi ziyaı cezasını iptal etmediği yolunda görüşler ortaya atılmış ve bu görüşler kararı da oluşturmuştu. Benzer uygulamanın, bu son iptal kararıyla ilgili olarak da yapılması olasıdır. Bu bakımdan; ben, eğer takdir komisyonu kararına karşı bir dava açılmak isteniyorsa; genel dava açma süresinin otuz gün olmasına bakılmaksızın, iptal edilen cümledeki onbeş günlük dava açma süresine riayet edilmesinin, sözünü etmiş olduğum riski bertaraf edeceğini düşünüyorum.

4 – Emlak Vergisine Esas Asgari Birim Değerlerinin Takdirine İlişkin Takdir Komisyonu Kararlarının Hukuki Niteliği Hakkında: Emlak Vergisi Kanununun 29’uncu maddesine göre; takdirin, belli bir konut ya da işyerine ilişkin olarak değil; duruma göre, aynı mahalle, cadde, sokak veya değer bakımından aynı bölgeler için ve bu mahalle, cadde, sokak veya bölgedeki tüm arsaları (konut ve işyerlerini) kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir. Bu özelliği sebebiyle, takdir kararının, genel; yani; kişilik dışı bir nitelik taşıdığını; başka deyişle, aynı mahalle, cadde, sokak ve değer bakımından aynı bölgede bulunan tüm malikleri ilgilendirdiğini söylenebilir. Bu niteliği, takdir kararının düzenleyici olduğu izlenimini veriyor. Ancak; bu nitelik, yapılan işlemin düzenleyici kabul edilebilmesi için yeterli değil. Ayrıca, yapılan düzenlemenin normatif (kural koyucu) olması da gerekli. Emlak Vergisi Kanununun 11’inci maddesine göre bu kararlar, idarece yapılacak emlak vergisi tarhiyatına esas alınmak zorunda olduğundan; takdir kararının, taşınmazın emlak vergisine esas metrekare birim değeri yönünden bağlayıcı kural koyduğu da söylenebilir. Dolayısıyla; takdir komisyonlarının anılan tip kararlarının, tıpkı imar planlarında olduğu gibi, düzenleyici idari işlem olduklarının kabulü gerektiği sonucuna ulaşılabilir. İmar planlarında da benzer bir durum vardır. Ada, parsel vs itibarıyla, arsa ve taşınmazların imar durumunu bağlayıcı bir biçimde tespit eden idari işlem niteliğindedirler. Bu nitelikleri nedeniyle, Danıştay, bu imar planlarını düzenleyici olarak kabul etmektedir. Bu bakımdan; İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinin düzenleyici işlemlerle ilgili 4’üncü fıkrasının, bu kararlara karşı açılacak idari davalarda da uygulanabileceğini düşünüyorum.

5 – İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci Maddesinin 4’üncü Fıkrasının Uygulanmasında Dava Açma Süresinin Nereden Başlayacağı Hakkında: Bu konuda bir belirleme yapılabilmesi için, olayın düzenleyici işlem ve onun uygulaması niteliğinde olan bireysel işlem yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir:

a – Düzenleyici İşlem (Takdir Kararı) Yönünden: İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinin anılan fıkrası, ilanı gereken düzenleyici işlemlerle ilgili olarak dava açma süresinin nereden başlayacağını düzenlemektedir. VUK’nun mükerrer 49’uncu maddesinin (b) fıkrasının dördüncü paragrafına göre de, anılan takdir komisyonu kararlarının, ilanı gereken idari işlemler olduğu anlaşılmaktadır. Üstelik, bu ilan, adresi bilinmeyenlere posta ya da memur eliyle tebligat yapılamaması nedeniyle yapılan ilan niteliğinde olmadığından; bu ilan dolayısıyla, 7201 sayılı Tebligat Kanununun ilanen tebliğe ilişkin hükümleri ile VUK’nun aynı nedenle yapılacak ilanen tebliğe ilişkin hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Ayrıca; paragraf, ilanın arsa ve arazi asgari birim değerlerinin kesinleşmelerinden sonra yapılacağını da söylemektedir. Bu paragrafı bir önceki fıkranın Anayasa Mahkemesince iptal edilen ilk cümlesi ile birlikte düşündüğümüzde, bunun anlamının; kesinleşmenin, takdir kararının iptal edilen cümle uyarınca ilgili kurum, kuruluş ve mahalle muhtarlıklarına tebliğinden sonra, bu kurum, kuruluş ve muhtarlıklarca idari dava açılmaksızın veya bu davanın reddi suretiyle olacağı anlaşılmaktadır. Başka anlatımla; Kanun, ilanı, takdir kararlarına karşı sözü edilen kurum, kuruluş ve muhtarlıklarca idari dava açılmaması veya açılan davanın reddedilerek kesinleşmesi hali için öngörmektedir. Bu ilan, Kanunun açıklanan düzenleme biçimine göre, dava açma süresini başlatan bir ilan niteliğinde değildir; yalnızca, (Gelir İdaresi Başkanlığının 5.3.2013 günl ve 1 sayılı Emlak Vergisi İç Genelgesinde de söylenildiği gibi) kesinleşen; yani, düzenlemede geçen kurum, kuruluş ve muhtarlıklar bakımından dava yolu tükenen takdir kararlarına konu birim değerlerinin ilgililere duyurulmasını amaçlayan ilan niteliğindedir. Öte yandan; takdir kararının ilgili emlak vergisi mükelleflerine ayrıca tebliği de söz konusu değildir. Bu bakımlardan; söz konusu ilanın, İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinin 4’üncü fıkrasında idari dava açma süresini başlatacağı söylenilen ilan olmadığının düşünülmesi mümkün olmakla birlikte, idarece, uygulama, İç Genelge doğrultusunda yapılacağına göre; doğru olan, bu ilan keyfiyetine göre işleyecek dava açma süresi içerisinde, takdir kararından menfaati ihlal edilen emlak vergisi mükelleflerince idari dava açılmasıdır. Ancak; idari dava açma süresinin nereden başlayacağı konusu, sorunludur. Bu sorun; VUK’nun mükerrer 49’uncu maddesinin (b) fıkrasının dördüncü paragrafında düzenlenen ilanın, emlak vergisi mükelleflerini bilgilendirme amacı taşıması sebebiyle uzun süre (1 Ocak – 31 Mayıs) asılı kalmasından kaynaklanmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu ilan dolayısıyla, VUK’nun adresi belli olmayanlara yapılan ilanla ilgili 106’ncı maddesinin uygulanması ve dava açma süresinin bu maddeye göre tespiti olanaklı değildir. Bu konuda (uzun süreli ilanlarda idari dava açma süresinin başlayacağı tarihi belirleyen), genel bir düzenleme de yoktur. Benzer bir durum, VUK’nun mükerrer 30’uncu maddesinde idarece yapılan tarhiyatların tebliği ile ilgili olarak vardır. Bu maddenin son fıkrasına göre, anılan tarhiyatlar, mükellefin bilinen adresinde tebligat yapılamayan hallerde, vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline ilanın asıldığının tutanakla tespit edildiği tarihte yapılmış sayılmaktadır. Bu düzenleme, genel bir düzenleme olmadığından, kuşkusuz, olayımızda kıyasen uygulanmaz. Uygulanacağını kabul etsek bile, o zaman da, belediyede yapılan ilanla muhtarlıkta yapılan ilandan hangisinin esas alınacağı sorun olarak ortaya çıkar. İç Genelgenin V11’nci maddesinin 4’üncü fıkrasında da bu konuda bir açıklama yoktur. Kaldı ki, olsa dahi, idarenin bu görüşü yargı yerini bağlamaz. Dahası; İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinin 4’üncü fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilanın yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı söylenmektedir. Takdir kararları, 1 Ocak – 31 Mayıs tarihleri arasında ilan yerinde asılı kaldığına göre; idari dava açma süresinin başlayabilmesi için, bu iki tarih arasındaki bir tarihin ilan tarihi olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Oysa; bu konuda da. bir düzenleme yoktur. Ben, ilanın asıldığı, 1 Ocak gününü izleyen günden itibaren otuz günlük genel (hatta, onbeş günlük özel) dava açma süre içerisinde idari davanın açılmasını; bu sürenin geçirilmesi durumunda ise, uygulama işleminin beklenilmesini, dava hakkının kaybedilmesi olasılığının bertaraf edilmesi bakımından öneririm.

b – Uygulama İşlemi Yönünden: 1 Ocak tarihinden itibaren işlemeye başlayacak idari dava açma süresinin geçirilmesi halinde; takdir kararından menfaatlerinin etkilenmesi sebebiyle idari dava açmayı düşünen emlak vergisi mükelleflerinin, haklarında uygulama işlemi yapılmasını beklemeleri gerekecektir. Bunun için ise; öncelikle, emlak vergisinin özelliği dikkate alınarak, uygulama işleminin hangi işlem olduğunun tespiti gerekmektedir. Bu tespitte, bize yol gösterecek düzenleme, Emlak Vergisi Kanununun bina vergisi için 11’inci; araziler için ise, 21’inci maddesinin (a) bendlerindeki (diğer haller için diğer bentlerdeki) düzenlemelerdir. Bu bentlerde, bina ve arazi vergilerinin, ilgili belediye tarafından, dört yılda bir defa olmak üzere takdir işlemlerinin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılının Ocak ve Şubat aylarında, 29’uncu maddeye göre hesaplanan vergi değeri esas alınarak yıllık olarak tarh edileceğini; bu suretle tarh olunan vergilerin tarh edildikleri tarihte tahakkuk etmiş sayılacağını ve mükellefe yazı ile bildirileceğini; sonraki yıllarda da, 29’uncu maddeye göre tespit edilen vergi değeri üzerinden hesaplanan bina vergisinin her bütçe yılının başından itibaren o yıl için tahakkuk etmiş sayılacağını söylemektedir. Bu düzenlemelere göre; örneğin, 2013 yılında alınan takdir kararlarının uygulama işleminin, 2014 yılının Ocak veya Şubat ayında yapılması gereken tarh işlemi olduğu sonucuna varabiliriz. Bu tür bir tarh (ki tahakkuku da aynı anda olmaktadır), 2002 yılına kadar beyana dayalı tarh idi. Dolayısıyla; o tarihten önce, beyannameye ihtirazi kayıt koyma olanağı vardı. Ancak; 2002 yılından itibaren, takdir kararına göre, idarece kendiliğinden yapılan tarh haline geldiğinden, ihtirazi kayıt koyma olanağı yoktur. Bununla birlikte; tarh işlemi beyana dayalı olmadığından, idari davaya konu edilmesine de hukuki engel bulunmamaktadır. Tarh işleminin (uygulama işleminin), Emlak Vergisi Kanununun 11 ve 21’inci maddelerinde açıklanan biçimde mükellefe yazı ile bildirilmesi üzerine; mükellef, isterse, yalnızca bu tarh işlemine; isterse, yalnızca, düzenleyici işlem niteliğinde olan takdir kararına; isterse de, her ikisine birden idari dava açma süresi içerisinde idari dava açabilir. Dava açma süresi, vergi mahkemesinde genel dava açma süresi olan otuz gündür (Yine de, takdir komisyonu kararının da davaya dahil edilmesi durumunda, onbeş güne uyulmasında yukarıda açıklanan nedenle yarar vardır). Bana göre; bu dava yolunun kullanılabilmesi için, verginin ödenmiş olması veya ödeme sırasında ihtirazi kayıt konulması şart değildir. Esasen; ödeme sırasında (ödeme, beyan olmadığından) konulacak ihtirazi kaydın hukuksal bir önemi de yoktur. Ancak; istenirse de, konulmasına engel bulunmamaktadır. Eğer; tarh işlemi mükellefe yazı ile bildirilmezse (ki uygulamada bildirilmediğine tanık olmaktayız), emlak vergisinin ödenmesi sırasında, tarhı da içeren tahakkuka muttali olunacağından; söz konusu dava hakkının o tarihten itibaren kullanılması da olanaklıdır.

6 – Verilecek İptal Kararının Hukuki Etkisi Hakkında: Düzenleyici işlemin iptali, aynı durumda bulunan tüm idare edilenler (vergide, mükellefler) için etki yapar. Yani; tüm mükellefler, iptal kararının sonuçlarından yararlanırlar. Bu nedenle; düzenleyici idari işleme bir kişinin idari dava açması yeterlidir. Bu işlemden menfaati etkilenen diğerlerinin de dava açmasına gerek yoktur. Dolayısıyla; aynı mahalle, cadde, sokak veya bölgede taşınmazı bulunan emlak vergisi mükelleflerinden birinin açmış olduğu idari dava sonunda takdir kararı iptal edilecek olursa; aynı mahalle, cadde, sokak ve bölgede taşınmazı bulunan tüm mükellefler, dava açmamış olsalar bile, bu iptal kararının sonuçlarından yararlanırlar. İptal kararı, müşterek mülkiyete konu taşınmazlarda, dava açmayan malik ya da malikler için de aynı etkiyi yaracaktır. Kaldı ki; söylediğimiz gibi, takdir mahalle, cadde veya sokak bazında yapıldığından, davacının taşınmazının özel durumundan kaynaklanan bir nedenle gerekçelendirilmedikçe, iptal kararının etkisi tüm mahalle, cadde, sokak veya bölge için aynı olacaktır.

7 – Temyiz Süresi Hakkında: VUK’nun mükerrer 49’uncu maddesinin (b) fıkrasının üçüncü paragrafının ikinci cümlesi, sizin de söylediğiniz gibi, yürürlüktedir. Dolayısıyla; takdir komisyonunun açıklanan kararlarına karşı açılan idari davalarda verilen kararlara karşı temyiz süresi, onbeş gündür. Bu özel temyiz süresi, İYUK’daki genel temyiz süresine öncelikle uygulanır (İYUK. 46/2). Takdir kararının tarh işlemiyle (İYUK. 7/4’e göre) birlikte açılması durumunda da, bu temyiz süresine uyulması isabetli olur.  

III – SONUÇ: Bu açıklamalardan sonra, sorunlara getirilecek çözümleri şu şekilde özetleyebiliriz:

1 – Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, Vergi Usul Kanununun mükerrer 49’uncu maddesi uyarınca takdir komisyonlarınca alınan kararlara karşı idari dava açma süresi, vergi mahkemelerinde genel dava açma süresi olan otuz gündür. Ancak; kimi tartışmalara ve bunlardan kaynaklanacak risklere yol açmamak için, içtihat belirleninceye kadar, onbeş günlük süreye uyulmasında yarar vardır.

2 – Takdir komisyonlarının anılan maddeye göre aldıkları takdir kararları, düzenleyici niteliktedir.

3 – Bu kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, İdari Yargılama Usulü Kanununun 7’nci maddesinin 4’üncü fıkrası uygulanabilir. İdari dava açma süresinin, ilanın yapıldığı ilk gün olan 1 Ocak tarihinden; bu sürenin geçirilmesinden sonra ise, uygulama işlemi olan tarh işleminin ilgiliye yazı ile bildirilmesinden başlatılması doğru olur.

4 – Takdir kararının iptalinden, aynı mahalle, cadde, sokak veya bölgede bulunan tüm emlak vergisi mükellefleri yararlanır. Aynı şekilde; müşterek maliklerden birinin açmış olduğu davanın olumlu sonuçlarından dava açmayan malik ya da malikler de yararlanır.

5 – Bu davalarda verilecek kararlara karşı temyiz süresi, onbeş gün olmaya devam etmektedir.