İdari Yargı’da kural, idarenin, açılan idari davaya karşın, davaya konu işlemini icraya (uygulamaya) devam edebilmesidir. Yani; idari dava, davaya konu edilen idari işlemin uygulanmasını engelleyici etki yaratmaz. Davaya karşın, idare, işlemini uygulayabilir. İdari davaya konu edilen işlemin uygulanmasının engellenebilmesi için, davacının davanın açıldığı yargı yerinden yürütmenin durdurulması isteminde bulunması; bu isteğin de, mahkemece, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27’nci maddesinde yazılı koşullar yönünden haklı görülerek, yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş olması gereklidir.

Bu kuralın istisnası, aynı maddenin eski 3, yeni 4’üncü fıkrasında öngörülen durumdur. Bu fıkraya göre; vergi mahkemesinde dava açılması, tarh edilen vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlerle bunların zam ve cezalarının davaya konu edilen kısmının tehsil işlemlerini durdurur. Tahsil işlemlerini durdurucu bu etki, davanın açılmış sayıldığı anda, kendiliğinden doğar; mahkemenin bu konuda karar vermesi gerekli değildir. Bu andan itibaren, vergi idaresi, tarh ettiği vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlerle, bunların zam ve cezalarının idari davaya konu edilen kısımlarının tahsili işlemlerine girişemez. Girişirse, hukuka aykırı işlem yapmış olacağından; bu yolda tesis edeceği işlemin, idari davaya konu edildiğinde, önce yürütmesi durdurulur; ardından da, iptaline karar verilir.

Vergi mahkemesinde açılan idari davanın kendiliğinden olan bu tahsilatı durdurucu etkisi, dava hakkında nihai karar verilinceye kadar devam eder. Dava hakkında verilen nihai karar, eğer;

1 – Dava konusu tarh işleminin (veya tarh işleminin davaya konu edilen kısmının) iptali niteliğinde ise; işlemi yapan vergi dairesi, tarh ettiği vergiyi kayıtlarından terkin ettikten sonra, iptal kararının gerekçesi göre, (gerekiyorsa) zaman aşımı süresini de dikkate alarak, ya yeni bir tarh işlemi yapar, ya da terkinle yetinir.

2 – Dava konusu tarh işleminin (veya davaya konu edilen kısmının), kısmen iptaline, kısmen de davanın reddine ilişkin ise; davalı vergi dairesi, İdari Yargılama Usulü Kanununun 28’inci maddesinin 5’inci fıkrası uyarınca, kararın gerekçesine ve sonucuna göre vergiyi yeniden hesaplar ve davacıya tebliğ eder. Davacı, kendisine tebliğ olunan bu vergiyi ve cezasını, Vergi Usul Kanununun 112’nci maddesinin 3’üncü fıkrasına göre hesaplanacak gecikme faiziyle birlikte, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde ödemek zorundadır.

3 – Davanın reddi yolunda ise; vergi mahkemesinde açılan idari davanın tahsilatı kendiliğinden durdurucu etkisi sonu ereceğinden; tarh işlemine konu vergi ve bu vergiye bağlı para cezasının tahsili olanaklı hale gelir. Başka anlatımla; idari davaya konu edilen tarh ve ceza kesme işlemleri veya bu işlemlerin davaya konu edilen kısımları uygulanabilme yeteneğini yeniden kazanır. Dolayısıyla; idari davanın reddi halinde, uygulanan (infaz – icra edilen) mahkeme kararı değil, mahkeme kararı ile hukuka uygun olduğu yargısal gerçeklik kazanan tarh ve ceza kesme işlemidir. Davasını kaybeden mükellef, tarh ve ceza kesme işlemlerine konu vergi ve cezayı, Vergi Usul Kanununun yukarıda değinilen hükmüne göre hesaplanacak gecikme faiziyle birlikte, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 37’nci maddesi uyarınca yapılacak tebligat üzerine, bir ay içerisinde ödemek zorundadır. Uygulamada, bu tebligat, ikinci ihbarname adı verilen ihbarname ile yapılmaktadır. Tebliğ edilen vesikanın adının ihbarname olması, uygulamada çoğu kez sanıldığının aksine, üzerinde yazılı verginin yeniden tarh edildiği anlamına gelmez. Adı ihbarname olsa da, gerçekte, daha önce yapılan ve vergi mahkemesince de hukuka uygun görülen tarh işlemine (ve ceza kesme işlemine) konu verginin (ve cezasının) ödenmesi için mükellefine tebliğ olunan vade belirleme yazısı niteliğindedir.

Vergi mahkemesinin anılan kararları, (6545 sayılı Kanunla kurulması öngörülen istinaf sistemine geçilinceye kadar verilen kararlar yönünden)[1] kesin değildir. Tek hakimle verilen kararlar, itiraza; kurul halinde verilen kararlar ise, temyize tabidir. İtiraz ve temyiz süresi de, bilindiği üzere, kararın ilgilisine tebliğini izleyen günden itibaren otuz gündür. Karar, ancak, bu süre içerisinde itiraza veya temyize konu edilmediği takdirde ya da bu aşamaların, süresinde ve usulüne uygun olarak başvuruda bulunulması koşuluyla, kararın düzeltilmesi yolu dahil, geçirilmesinden sonra kesinleşir.

Bununla birlikte; ilgisine göre, itiraza veya temyize başvurulması, vergi mahkemesinde açılan davanın kendiliğinden olan tahsilatı durdurucu etkisini yaratmaz. Kanun yolu başvurusuna karşın, idare, davanın reddedilen kısmıyla hukuka uygun görülen tarh ve ceza kesme işlemine konu vergi ve cezanın tahsili işlemlerine (örneğin; 6183 sayılı Kanunun 55’inci maddesi uyarınca ödeme emri düzenleyerek tebliğine) girişebilir. Buna engel olunabilmesinin tek yolu, başvuruyu inceleyecek merciden (bölge idare mahkemesi veya Danıştay dava dairesinden), duruma göre, kararın veya tarh ve ceza kesme işleminin (ya da idari davaya konu edilen kısımlarının) yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesinin istenilmesi; başvuruyu inceleyecek merciin de, talebi uygun görüp, yürütmenin durdurulmasına karar vermesidir. Başvuruyu inceleyecek merciden yürütmenin durdurulması isteminde bulunulmaması veya bulunulmasına karşın istemin reddedilmesi halinde; vergi ve cezanın, yukarıda açıklanan sürelerde ödenmesi zorunludur. Ödenmediği takdirde, vergi idaresi, mükellef hakkında 6183 sayılı Kanunun kendisine tanıdığı cebri icra yöntemlerini uygulayabilir.

Vergi mahkemesinin davanın reddi (ya da kısmen reddi) yolunda vermiş olduğu karar, duruma göre, itiraz veya temyiz merciince, (hatta, başvuruda bulunanın yürütmenin durdurulmasına ilişkin talebinin reddedilmiş olmasına karşın) İdari Yargılama Usulü Kanununun 49’uncu maddesinde yazılı nedenlerle hukuka aykırı görülerek bozulabilir. Bozma kararı itiraz başvurusu dolayısıyla verilmişse; kararı bozan bölge idare mahkemesi, davanın esasını da karara bağlar. Bu şekilde verilen kararın gereği, İdari Yargılama Usulü Kanununun 28’inci maddesi uyarınca, yerine getirilir.

Danıştay’ın, temyize konu vergi mahkemesi kararını bozduktan sonra, davanın esası hakkında da karar verme yetkisi yoktur. Esas karar, bozma kararının gerekçesine uygun olarak, yine kararı bozulan vergi mahkemesince verilir. Bu, temyiz müessesesinin varlık nedeni ve niteliği gereğidir. Bu yüzden; kararı bozulan dava dosyası, esas hakkında karar verilmek üzere, mahkemesine gönderilir.

Bozma kararı, hukuka aykırı görülen, vergi mahkemesi kararını hukuk düzeninden kaldırır; hiç verilmemiş hale getirir. Bunun sonucu olurak, bozma kararı ile birlikte, vergi mahkemesinde görülen ilk derece davasının hukuksal durum ve koşullarına geri dönülmüş olur. Dolayısıyla; vergi mahkemesinde görülmekte olan davanın tahsil işlemleri üzerindeki durdurucu etkisi, yeniden varlık kazanır. Eğer; vergi ve ceza, o tarihe kadar tahsil edilmemişse, o tarihten sonra da tahsil edilemez. Bunun için, mahkemece, bu konuda yeni bir karar verilmesine gerek yoktur.

Bununla birlikte; vergi mahkemesinde davasını kısmen veya tamamen kaybeden davacı, vergi dairesinin tebligatı üzerine süresi içerisinde veya yürütmenin durdurulması isteminin itiraz veya temyiz merciince reddi sebebiyle, vergi ve cezayı, sorun çıkartmaksızın (yasal yükümlülüğüne uyarak – kendiliğinden) ödemiş olabilir. Bu ödeme, gerçekte, davanın devam etmiş ya da dava sonunda hukuka uygun karar verilmiş olması halinde, yapılmasına gerek olmayacak bir ödemedir. Başka anlatımla da; vergi ve cezanın, vergi mahkemesinin hukuka aykırı kararıyla tahsil edilebilir hale gelmesinin sonucu olan ödemedir. Karar temyiz merciince bozularak ortadan kaldırıldığına göre, ödemenin dayanağı da ortadan kalkmış olmaktadır. Bundan böyle; anılan ödeme, vergi dairesince yapılmış hukuksal dayanağı olmayan bir tahsilat niteliğindedir. Vergi idaresi, kendisine yapılan bu ödemeyi, hukuk devleti ve hukuka bağlı idare anlayışı içerisinde, vergi mahkemesince bozma kararı üzerine dava hakkında yeni bir karar verilmesini beklemeksizin, Vergi Usul Kanununun 112’nci maddesinin 4’üncü fıkrası uyarınca hesaplanacak tecil faiziyle birlikte, mükellefine iade etmek zorundadır.

Turgut CANDAN

 

 

 

[1] İstinaf mahkemesi niteliğinde olacak yeni bölge idare mahkemelerinin kurulup tüm Yurtta göreve başladıkları tarihten sonra, vergi mahkemelerinin konusu beş bin lirayı geçmeyen (bu miktar dahil) tarh ve ceza kesme işlemlerine karşı açılan davalarda verecekleri kararlara karşı, herhangi bir kanun yolu öngörülmediğinden; bu kararlar, verildikleri tarihte kesin nitelikte olacaklardır.