2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Kararlarda bulunacak hususlar” başlıklı 24’üncü maddesinin “e” fıkrasında, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün kararlarda belirtilmesi öngörülmüştür.

Fıkrada geçen hukuku sebeplerden kasıt; yargı yerinin dava konusu uyuşmazlık hakkında kurmuş olduğu hükmün dayandığı Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile hukuk ilke ve kurallarıdır. Bu hüküm, ilke ve kurallar, kararda, ya tırnak içerisinde aynen gösterilir ya da gönderme yapılmak suretiyle mealen yer verilir. Eğer; uygulanan hükmün hangisi olduğu ve nasıl yorumlanması gerektiği konularında taraflar arasında bir uyuşmazlık mevcut değilse, ikinci yöntemin seçilmesi, kararın anlaşılabilirliği bakımından tercih edilecek durumdur.

Yargı kararının hüküm fıkrası, yargı yerinin uyuşmazlık hakkında ulaştığı çözümü ve bu çözüme dayanarak, dava ya da davanın konusu hakkında uygulanacak hukuki yaptırımı gösterir. Örneğin; açıklanan nedenlerle, hukuksal dayanaktan yoksun olduğu anlaşılan dava konusu işlemin iptaline;…” gibi. Burada; dava konusu idari işlemin hukuki dayanaktan yoksun olduğunun söylenilmesi, yargı yerinin dava konusu uyuşmazlık hakkında ulaşmış olduğu çözümü; “iptaline” denilmesi de, bu çözüme göre davanın konusu hakkında uygulanacak hukuksal yaptırımı göstermektedir.

Bir yargı kararında, kararın dayandığı hukuksal nedenlerle hüküm fıkrasının yer alması, yukarıda sözü edilen yasa hükmüne uygun olabilmesi için, yeterli değildir. Ayrıca; dayanılan hukuk kurallarının, daha önce çerçevesi çizilip nitelendirilmesi yapılan maddi olaya (sebebe) nasıl uygulandığının ve bu uygulama ile hüküm fıkrasındaki çözüme nasıl ulaşıldığının da, kararda, açıklanmış olması gereklidir. Dahası, bu da yeterli değildir. Ek olarak; maddi olayın varlığına veya nitelendirilmesine, maddi olaya uygulanacak hukuk kurallarının tespitine ya da yorumlanmasına yönelik taraf iddialarından karardaki çözümü etkileyebilecek nitelikte olup da yargı yerinin uyuşmazlık hakkındaki tespit, nitelendirme, yorum ve uygulamasına uymayanların kararda karşılanması; başka deyişle, hangi nedenle uyuşmazlığın çözümünde etkili olamayacaklarının açıklanması da gerekir. Hukuk dilinde; kararda yer alan bu açıklamalara, “gerekçe” denilmektedir. İşte; yukarıda sözü edilen yasa hükmünde kararda yer alması gerektiği söylenilen “gerekçe”den amaç, bu açıklamalardır.

Anayasamızın 141’inci maddesinin 3’üncü fıkrası, mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. 2577 sayılı Kanunun 24’üncü maddesinin “e” fıkrası, bu zorunluluğu yasal alana taşıyan düzenlemedir. Yargı kararlarının gerekçeli olması, aynı zamanda, Anayasamızın 36; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin de 6’ncı maddesinde koruma altına alınan “adil yargılanma hakkı” kapsamındadır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular dolayısıyla vermiş olduğu kararlarda belirtildiği üzere; adil yargılanma hakkının alt unsurlarından biridir. Dolayısıyla; gerekçesiz verilmiş bir karar, yalnızca Anayasanın 141’inci maddesiyle 2577 sayılı Kanunun 24’üncü maddesine aykırı değildir; aynı zamanda, adil yargılama hakkının ihlali ile verilmiş bir karardır.

Gerekçe, davaya bakan yargı yerinin karara, hangi maddi ve hukuki dayanaklardan hareketle nasıl ulaştığını gösterir. Yargılama, tüm yönleriyle belirlenip sınırı çizilen somut olaya, tekniğine uygun olarak yorumlanan soyut hukuk kuralının uygulanması suretiyle yapılan uğraş olduğuna göre; yargı yeri, kararını, bu çalışmasını tüm yönleriyle ortaya koyacak biçim ve biçem (üslup) de kaleme almalıdır. Başka anlatımla; maddi olayı anlatıp, ilgili hukuk kuralını yazarak, bu duruma göre, işlemin hukuka uygun olduğunu ya da olmadığını söylemek, gerekçe değildir (Dan. 7. D., 12.3.2007, E:2005/3853, K: 2007/1037: Mevzuatın yorumu ve açıklanan olaya uygulaması yapılmaksızın, dava konusu olay hakkında açıklama yapılmakla yetinilmesinin gerekçe olmadığı hk.). Bir karara gerekçeli denilebilmesi için, kararda, idarenin dayandığı maddi sebebin hukuka ve gerçeğe uygunluğu çeşitli yönleriyle ve tarafların iddia, talep (Dan. 7. D., 20.5.1999, E: 1999/88, K: 1999/2108: Davada, farklı vergilerin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinin iptalinin istenilmesine ve diğer vergilerle ilgili talebin karşılanmasına karşın, taşıt alım vergisi ile ilgili ödeme emri hakkında hüküm kurulmamış olmasının kanuna aykırı olduğu hk.; Dan.VDDGK., 23.10.1998, E: 1997/59, K: 1998/303: Vergi cezasına karşı açılan davada, istem dışına çıkılarak, vergi aslı yönünden de hüküm kurulmasının kanuna aykırı olduğu hk.) ve savunmaları da karşılanmak suretiyle ortaya konulmalı (Dan. 7. D., 28.11.2002, E: 2002/1778, K: 2002/3847: İnceleme raporundaki tespitlerin uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmadığı görüşü ile verilen ara kararıyla getirtilen bilgi ve belgelerin değerlendirmesi yapılmaksızın, yetersiz görülen inceleme raporuna dayanılarak, dava hakkında karar verilmesinin isabetli olmadığı hk.); idarenin uyguladığı (yasal veya idari) düzenlemenin doğruluğu saptanıp, doğru yorumu, yorum teknikleri kullanılarak, yapılmalı; yapılan saptama ve yoruma göre idari işlemin ya da eylemin hukuka uygunluğu yargısına ulaşılmalıdır (Dan. 7. D., 19.9.2001, E: 2000/3264, K: 2001/2940: Temyize konu kararda, miktarı yazılı faizin davacıya ödenmesi yargısına götüren maddi ve hukuki nedenler hakkında herhangi bir açıklama yapmadan hüküm kurulmasının, kararın gerekçeli olması gereğine aykırı olduğu hk.). Kararda, önyargılardan, kesinlikle, kaçınılmadır. Zira; önyargı, nesnel (objektif) değil, öznel (sübjektif) dir. Yargıç, “ bu böyledir” ya da “böyle olması gerekir” dememeli; neden öyle olması gerektiğini açıklayarak, “şu, şu nedenlerden dolayı böyledir ya da böyle olmalıdır” demelidir. Açıkçası; yargıç, kararına esas aldığı her yargının maddi ve/veya hukuki dayanaklarını mutlaka göstermeli; ayrıca, davada, re’sen araştırma yetkisinin kapsamı dışında kalan, yani kanıtlanması davanın taraflarına ait olan konularda, kanıt yükünün hangi tarafa ait olduğunu doğru belirlemeli, kanıt yükü kendisine düşen tarafın kanıtlanmamış iddia veya savunmasını kararına dayanak almamalıdır. Yargıç, ancak böyle davranarak, nesnelliğe ulaşabilir ve davanın taraflarına güven verebilir.

Anayasa Mahkemesi de, bireysel başvurular hakkında verilen kararlarında, gerekçenin nasıl olması gerektiği konusunda, benzer cümleler kullanarak; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta, özenle seçilmiş sözcüklerle ifadelendirilmiş olmasını (AYM, İbrahim Ataş, 13.6.2013, 2013/1235, p. 23-27; Erkan Akış ve Diğerleri, 2013/6133, 13.4.2016); kararın niteliği bakımından ayrı ve açık yanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa ilişkin iddiaların yanıtsız bırakılmamasını (AYM, Serap Öz, 2013/1394, 24.6.15) aramaktadır.

Yargılama sonunda verilen mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının, bize göre, üç nedenle önemi vardır:

1 – İlki; mahkemenin tarafsız, hukuka uygun ve doğru karar verip vermediğinin bilinebilmesi ve denetlenebilmesi bakımındandır. Taraflar ve başvurulması durumunda üst mahkeme, davaya bakan yargı yerinin, hangi delilleri ve nasıl değerlendirdiğini, iddiaları karşılayıp karşılamadığını, hangi hukuk kuralını uyguladığını, uyguladığı hukuk kuralını doğru yorumlayıp yorumlamadığını ve doğru sonuca ulaşıp ulaşmadığını, bilme, anlama, değerlendirme, denetleme ve denetlettirebilme olanağına sahip olurlar.

2 – İkincisi; kuşkusuz, yargılama sonunda, mahkemenin doğru sonuca ulaşması, adaletin gerçekleşebilmesi için çok önemlidir. Ancak; tarafların, mahkemenin tarafsız ve doğru karar verdiğine inanmaları ve güvenmeleri daha da önemlidir. Yargı kararlarında bunu sağlayan, gerekçedir. Gerekçesiz bir yargı kararın doğru olması, onun, davanın tarafları ve kamu oyu tarafından kabul görebilmesi için gerekli inanılırlığa sahip olabilmesine yeterli değildir.

3 – Sonuncusu da; gerekçenin, hukukun gelişmesine katkısı bakımındandır.

Bu açıklamayı yapmamızın nedeni, uygulamada, kimi idari yargı kararlarında, dava konusu idari işlemin hukuka uygunluğunun denetiminde, idari işlemin dayandığı hukuk kurallarına ayrıntılı olarak yer verildikten sonra, bir paragrafla, davalı idarenin idari işlemi için göstermiş olduğu gerekçeyi aynı veya benzer cümlelerle yineleyip, hukuka uygun olduğunu söylemenin gerekçe olarak algılanmasıdır. Örneğin; davalı idare, idari işlemini, davacının (X) faaliyetine dayandırmış olsun. Mahkeme kararının sözünü ettiğimiz paragrafında, bu faaliyetin gerçekten var olup olmadığı veya idarenin iddia ettiği şekilde gerçekleşip gerçekleşmediği; idarenin iddia ettiği şekilde gerçekleşen faaliyetin, dava konusu idari işlemin tesisini haklı göstermeye yeterli olup olmadığı konularında herhangi bir araştırma, inceleme, irdeleme ve değerlendirmeye yer verilmeksizin; ve de davacının söz konusu faaliyetin gerçekliği ve hukuka uygunluğu konularında uyuşmazlığın seyrini etkileyebilecek nitelikteki iddialarının neden dava konusu uyuşmazlığın çözümüne etkili olamayacağı konusunda herhangi bir açıklama getirilmeksizin, “… davacının (X) faaliyetinde bulunduğu anlaşıldığından; dava konusu işlemde açıklanan mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır” şeklindeki bir açıklamayla yetinilerek, dava hakkında hüküm kurulmaktadır. Kuşkusuz, bu şekilde verilen karar doğru da olabilir. Ancak; kesinlikle, gerekçeli kaleme alınmış bir karar değildir. Bu şekilde verilen karar, davanın taraflarından biri ve davalısı olan idarenin gerekçesinin, maddi olgular ve hukuksal yorum bakımından, doğru kabulüyle verilen ve gerçek bir yargı denetimini içermeyen bir karardır. Bu nitelikteki bir karar; davacıları, davalarının gereği gibi ve tarafsız bir gözle incelendiği; yargılamanın, dava dilekçesindeki iddiaları da dikkate alınarak yapıldığı konularında ikna etmeye yeterli bir karar da değildir.  Dahası; kanun yolu başvuruları dolayısıyla yapılacak denetimlerde, üst yargı yerini, mahkemenin hangi nedenle idarenin işlemini hukuka uygun gördüğünü, hangi gerekçeyle davacının iddialarını uyuşmazlığın çözümünde dikkate almadığını anlama olanağından da mahrum bırakan; gerçek bir kanun yolu denetimi yapılmasını engelleyen bir karardır.

Anayasa Mahkemesince, bireysel başvurular dolayısıyla verilen ihlal kararları da, kimi idari yargı kararlarında açıklanan şekilde yer alan gerekçelerin, gerçekte, gerekçe olmadığını göstermektedir.