1911 yılından 1922’ye kadar kesintisiz devam eden uzun, yorucu ve yıpratıcı savaşların sonucu olan sosyo-ekonomik yıkıntı üzerinde kurulan Genç Türkiye Cumhuriyeti, henüz, bu savaşların toplumsal ve ekonomik yaralarını tam olarak iyileştirememişken, kendisini, birdenbire, İkinci Dünya Savaşının ortasında buldu. Savaşa girmemekle birlikte; her an için hazır olmak üzere, yapmış olduğu savunma harcamaları nedeniyle de, yeni gelir kaynaklarına ihtiyaç duydu. Bu ihtiyaçtır ki; siyasi bir keşif olarak, Varlık Vergisi Hakkında Kanunun kabulünü getirdi. Kanun, İkinci Dünya Savaşının koşullarında, 11.11.1942 gününde 4305 sayı ile kabul edilip, ertesi gün yayımlanarak yürürlüğe konuldu. Servet ve kazanç sahiplerinin servetleri ve fevkalade kazançları üzerine bir defaya mahsus olmak üzere alınmak üzere konulan vergini adına da, “Varlık Vergisi” denildi.

O tarihte maliyecilerin çoğunun da karşı çıktığı vergi, hem konulduğu tarihte, hem de sonraki yıllarda, insanlık dışılığı, toplum üzerindeki ayrıştırıcı etkisi ve adaletsiz sonuçları dolayısıyla hep eleştirile gelmiştir. O tarihte İstanbul Defterdarı olan ve bu nedenle, bizzat, anılan Kanunun uygulaması içerisinde bulunan, Faik ÖKTE, yıllar sonra Nebioğlu Yayınlarında çıkan, “Varlık Vergisi Faciası” adlı anı kitabının önsözünde şunları söylemektedir: “Varlık Vergisi Cumhuriyet mali tarihinin yüz kızartan bir sahifesidir. Bu verginin tatbikinde benimle beraber çalışan arkadaşlarımın çoğu ondan nefret ederler ve bu ceninin gömülmesini isterler. Ben bu fikirde değilim. Bu faciada siyaset adamlarının, memurların, mükelleflerin, karşılıklı rolleri, hataları, ıstırapları vardır; onları olduğu gibi belirtmek, bu faciayı bütün çıplaklığiyle meydana çıkarmak ve bu suretle benzeri yeni yeni faciaların tekrarlanmasına mani olmaya çalışmak, hepimize düşen bir vazifedir.

Ben bu kitabı işte bunun için yazıyorum….

… Yanyana iki dükkânda çalışan, aynı kirayı veren, aynı istidatta olan müslim ve gayrı müslim iki vatandaşa tarh ettiğimiz vergilerin arasındaki ölçüsüz fark, verginin ilanı günü foyamızı meydana vurmuştu…”

Tarihin yaşanmışlığından gelen bu cümleler ve kitapta yapılan açıklamalar, hangi neden ve amaçla ya da ihtiyaçla olursa olsun, haksız ve adaletsiz vergilendirmenin toplumda yaratacağı dehşet verici sonuçları, bütün açıklığıyla, ortaya koymaktadır.

Kamuoyunda, 7194 sayılı Kanunla 7.12.2019 gününde yürürlüğe konulan değerli konut vergisinin varlık vergisine benzediği yolunda değerlendirmeler vardır. Her iki vergi türü çeşitli yönleriyle karşılaştırıldığında, benzerliklerinin ve ayrıldıkları yönlerin olduğunu görebiliriz:

1 – Varlık vergisi, tüm servet ve fevkalade kazançlar üzerinden alındığı halde; değerli konut vergisi, sadece, servetler üzerinden, onlardan da, değerli kabul edilen binalardan alınmaktadır.

2 – Buna karşılık; varlık vergisi, bir defaya mahsus olmak üzere konulmuş vergi olduğu halde; değerli konut vergisi, her yıl yeniden tarh ve tahakkuk ettirilip ödenmesi gereken bir vergidir.

3 – Varlık vergisinin oranı, yüzde yetmişbeşlere ulaşmakta iken; değerli konut vergisinin oranı, en fazla, binde ondur.

4 – Varlık vergisinde, verginin matrahı, (en azından, mükelleflere güven vermek amacıyla) mükelleflerin temsilcilerinin de bulunduğu takdir komisyonlarınca, takdir edilmiştir. Oysa; değerli konut vergisinin matrahı, Vergi Usul Kanununun mükerrer 49’uncu maddesi uyarınca takdir komisyonlarınca takdir olunan vergi değerinin bir konutun değerli kabulü için öngörülen parasal sınıra ulaşmadığı durumlarda, mükellef temsilcilerinin bulunmadığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenmekte veya başka kurum ve kuruluşlara belirletilmektedir.

5 – Varlık vergisinde, verginin cebri icraya karşın ödenmemesi halinde, borçlu için, Ülkenin herhangi bir yerinde, gelirinden verginin ödenmesinin sağlanması için, bedeni çalışma zorunluluğu getirilmiştir. Değerli konut vergisinin tahsili ile ilgili olarak böyle bir zorunluluk, zaten, mümkün değildir.

6 – Varlık vergisi, evvelce vergilendirilmiş kazançlarla elde edilen (en azından aksi ispat edilmiş değil) servet ve vergisi yürürlükteki kanuna göre ödenen kazançlar üzerinden ikinci kez alınan vergidir; değerli konut vergisi de öyledir.

Varlık vergisinin, servetin el değiştirmesi gibi, toplumda, uzun yıllar kapanmayan yaralara neden olduğu bilinmektedir. Değerli konut vergisinin de, kimi ödeme gücü olmayan mükellefler bakımından, benzer sonuç yaratabileceği şimdiden görülebilmektedir. “Varlık” sözcüğü, Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğünde, “servet” sözcüğünün karşılığı olarak kullanılmıştır. Başta söylediğimiz gibi; değerli konut vergisi, 4305 sayılı Kanun anlamında tam bir varlık vergisi değildir; ama, sözlük anlamında ve kimi yönleriyle, bir varlık (servet) vergisidir.